Kötülüğe Her Zaman Hayret Etmeliyiz

Kötülüğe Her Zaman Hayret Etmeliyiz
Kötülüğe Her Zaman Hayret Etmeliyiz

Doksanlı yıllar boyunca Norveçli yazar Jostein Gaarder’ın, Sofi’nin Dünyası adlı kitabı çok ünlüydü. Kitap, basit bir kurguyla ve çok kabaca felsefe tarihini anlatıyordu. Kitabın başında bir yerlerde, insanın felsefe yapması için ilk şartın hayret etmek olduğu yazıyordu. Bir insanın, bir şeyleri merak etmesi için hayret etmesi gerekliydi.

Bu, gerçekten de böyledir sadece felsefe için değil, tüm bilimler için de böyledir. Mesela bu demirden uçaklar nasıl uçuyor, demirden gemiler nasıl yüzüyor diye hayret etmezseniz,  daha iyi uçaklar, daha iyi gemiler tasarlayamazsınız. Hayret etmeyenler, olanı, olduğu gibi kabullenir ve bir şeylerin değişmesi için çabalamaz.

Toplumda da bir şeyler değişsin diye olana bitene hayret etmeliyiz. Değişmeye de hayret etmeliyiz, iyi ise hızlandıralım, kötü ise engel olalım.

Hayret etmemek, kabullenmektir. Ahlak için kötülüğe, kötülüğün varlığına her zaman hayret etmeliyiz. Yoksa kötülüğü kabullenmiş oluruz. Kötülük, kaçıncı defa yapılırsa yapılsın, her gün bile görsek, ilk defaymış gibi hayret etmeliyiz. Yoksa psikologların duyarsızlaşma dedikleri tavrı takınırız. Bu da kötülüğün yayılmasına ve kendimizi de kötü biri yapmamıza sebep olur.

Bunun için kendimize, bulunduğumuz topluma, hatta yaşadığımız dünyaya, bir an için de olsa yabancılaşmak gerek ve felsefe biraz da budur. Öğretmenliğe ilk başladığımda sınıf öğretmeni bir arkadaş,  felsefeciler hafif çatlak oluyor derler, hocam sizce doğru mu diye sormuştu. Bende doğrudur hocam, felsefeci yaşadığı topluma biraz yabancıdır ve bu yabancılık da biraz delilik olarak görülür.

Mesela geçen bir internet sitesinde, A.B.D’lilerin kolaya fazladan şeker ekledikleri gibi bir kaç şey öğrendim ve çok şaşırdım. Oysa Türkiye’de şaşırılacak şeyler saymayla bitmiyor. Mesela bu siteye yazdığım eski bir yazı da ( https://habergalerisi.com/2019/08/29/hediyelesmede-eski-turkiye-ve-yeni-turkiye/ ) 12 Eylül döneminde devletin müzelerinden pek çok tablonun generaller başta olmak üzere çeşitli makam odalarına hediye edildiğini ve kaybolduğunu yazmıştım. Yurt dışında yaşayan bir okurum da hayretten neredeyse dilini yutacak gibi olmuştu. Dahası bu tabloların bir kısmı da, geride tek bir fotoğrafı olmadan kaybolmuştu ve bu gerçekten hayret edilecek bir olay. Geçen ÖSYM ile ilgilene bir arkadaş, ÖSS sınavlarında Din dersinden net sayısının bir olduğunu söyledi. Felsefede ise 2-3  civarında. Türkiye’de Felsefe dersi son 4 yıldır 10. ve 11. sınıflarda zorunlu. Daha önce sadece 11. sınıflarda ve haftada 2 saatti. Oysa 12 Eylülden beri 4. sınıftan, lise mezunu olana kadar har hafta. iki saat din dersi alıyor, üzerine de bir sürü imam hatip, kuran, siyer ve benzeri seçmeli din dersleri yığını var. Sonuçta artan dinsizlikle beraber, öğrenciler ÖSS ve benzeri sınavlarda din dersinden kaçınıyor. ( https://habergalerisi.com/2020/11/10/dinsiz-birakan-din-egitimimiz/dinsiz-birakan-din-egitimimiz/ )

Ben de Bütün bu koşullarda bir felsefe öğretmeni ve felsefeci olarak hayretimi, özellikle kötülüğe karşı hiç değişmeyecek hayretimi yazmaya karar verdim.

Sinan Kemal

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz