Site icon

Zehirli Oyun

Zehirli Oyun

Zehirli Oyun

“YEŞİL DEVRİM” adı altında bütün dünya da, açlığa, kıtlığa çare bulmak ve üretimi arttırmak adına oynanan büyük ve zehirli bir oyunun içindeyiz.

Bu oyunun içinde ki en büyük eylem, hibrit tohumların üretiminin arttırılması ve dünyada ki yerel-atalık tohumların kontrol altına alınmasıdır.

Atalık-yerel tohumların çiftçilerce satışının yasaklanması ile başlayıp, sertifika çıkarma zorunluluğu ve asıl amacın küçük üreticiyi yıldırma çabası ile üretimden uzaklaştırmak olduğunu da zamanla gördük.

Oluşturulan algıyla, hem tohumu, hem de sentetik gübre ve tarım zehirlerini bir arada satan küresel firmalar ve işbirlikçileri köylüye ata tohumlarının verimsiz olduğunu, hibrit tohumlarla daha çok ürün alıp daha çok kazanacaklarını bıkmadan usanmadan anlattılar.

Bu aldanmayla, küçük üreticiler ilk aldıkları ürünlerden çıkan tohumları yeniden kullanamadıklarını, üstelik ürünler yetişirken kullanmak zorunda oldukları gübre ve ilaçlara verdikleri paraların ise kazançlarını sıfırladığını yaşayarak gördüler.

Yerel tohumdan aldıklarından, üç-beş kat daha fazla ürün aldıkları hibrit tohumlara bağımlı oldular ve kendi tabirleriyle ilaççıya borçları bitmek bilmedi. Bir yandan bankalara da borçlanarak, ürettikleri ürünlerine pazar bulma derdine düştüler.

Küçük üretici bir yandan toprağını ve toplumu zehirlerken bir yandan da gece gündüz çalışıp küresel şirketleri zengin ettiğini sonradan öğrenecekti.

Kötü bir oyunun içinde olduğunu her şeyden önce kullandığı zehirlerin insan sağlığına olan zararlarını öğrendikçe ailesi için atalık tohum ürünlerini doğal yollarla üretiyor, pazara getirdiği ürünleri ise hibrit ve zehirlerle yetiştiriyordu.

Bu bilinçsizlikle üretim yapan üreticinin ne kadar ekonomik çaresizlik içinde olduğunu uzun yıllar yaptığımız köy çalışmalarında ki ziyaretlerimizde gördük.

Üretici çaresiz, üretici zor durumda, üretici borç içinde, üretici üretemez durumda, üretici toprağından uzaklaşmış durumda.

Sadece tarım değil, hayvancılıkta da durum aynı. Meraların yok edilmesi, köylerin mahalleye dönüşmesi sonucu hayvancılık bitme noktasına geldi.

Ürettiğinin karşılığını alamayan çiftçi, köylü, ya toprağını ya da hayvanlarını satmak zorunda kaldı.

Bu durum daha çok tüketimi ve zincir marketlerin mantar gibi her mahalleye sokağa taşmasına sebep oldu.

Bir tek ineğinin aylarca kapalı yerde olduğunu, sütünün aldığı hayvan yeminin bedelini karşılamadığını hala aldığı yemlerin borcunu ödeyemediğini anlatan çiftçi, aldığı yemin GDO’lu olduğunu da çok iyi biliyordu.

İneğinin aylar sonra bahçeye çıktığında yerde ki otu yemediğini, ot yemeyi unuttuğunu ise gözleri dolarak anlatmıştı.

Bu durum sadece bizim ülkemizde değil, bir çok ülkede özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin çiftçilerinin üzerine oynanan zehirli bir oyun.

Küresel şirketlerin gıda üzerinde ki oyunlarını anlatan kitaplar da ari ırk yaratma planları, dünya nüfus planlaması, atalık yerel tohumların gen bankalarında saklanması, hibrit tohumlarla açlığa çözüm bulma projeleri, kıtlık senaryoları, hastalıklar, aşı planlaması, gıda ile toplumların kontrol altına alınması ve daha fazlası yer alıyor.

Hindistan’da binlerce çiftçinin intihar etmesine yol açan tohum planlaması ve çiftçiler üzerinde ki baskı ise bizlere bu oyunun küçük bir parçası olduğumuzu apaçık gösteriyor.

Dünyayı yöneten sömürge güçler, en verimli toprakların asırlık ata tohumlarını Irak’ta olduğu gibi ele geçirmek ve tarım ülkelerinde ki küçük üreticileri kendine bağımlı hale getirme çabasında ve bunu da başarıyor.

Bu durum, ülkemizde 2006 yılında Yerel Tohumların Satışını yasaklayan yasayı çıkarttı ve küçük üreticiyi sertifika çıkarmaya zorladı. Sertifikasız tohum kullanmak zorunda kalacak olan çiftçi, elini kolunu iyice küresel şirketlere kaptırmış oldu.

Özellikle, mısır, soya, pirinç ve buğday üzerinde çok büyük oyunlar oynanmakta ve hem insan hem de hayvan sağlığı açısından bu temel gıda ürünlerinin tehlikeli ve öldürücü bir silaha dönüştüğünü artık biliyoruz.

Atalık-Yerel Tohumların önce satışını yasaklayan, sonra köylerden toplayıp koruma altına alacağını söyleyen,

İthal tohumların, onların yan ilaçlarının satışını ve her türlü desteğini veren,
Kimyasal tarım zehirleriyle toplumda, kanser başta olmak üzere bir çok hastalığın çoğalmasına göz yuman, sistem ve zihniyet dünyanın her yerinde aynı.

Küreselleşme politikaları, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel güçler aracılığı ile bizim gibi ülkelere dayatılmaktadır.
Bu güçlerin arkasında ABD ve AB vardır.

24 Ocak 1980 kararlarıyla Türkiye tarımı bu küresel güçler tarafından kontrol altına alındı.
ABD ve AB nin elinde ki gıda stoklarının erimesi için bizim gibi ülkelerin üreten değil, tüketen durumuna düşürülmesi gerekiyordu, bunu da el birliği ile yaptılar.

Bu yüzden Tam Bağımsız Türkiye diyoruz,
Bu yüzden Atamızın “Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözünü ilke edindik.
Bu yüzden yerli ve milli olmanın her şeyden önemli olduğuna inandık.
Bu yüzden Atalık-Yerel tohumlarımızı, yerel pazarlarımızı, yerel üreticilerimizi desteklemek için mücadele ediyoruz.

Çözüm herkesin küçük üreticilere sahip çıkması, geleceği için atalık bir avuç tohumunu koruması, saklaması, ekerek çoğaltarak paylaşması, ve güç birliği yapmasıdır.

Ebru Oğuzhan Yeter