İşin Özü Sevgi

İşin Özü Sevgi

Daha önce bahsettiğim, evimizin arka bahçesinin kedileri.. Ne yaparsam yapayım çok da iyi değil aslında aramız. O kadar sevgi ve şefkatle yaklaşıyorum ama yine de olmuyor. Yiyeceği kabın içinden almadan önce uzun uzun ölçüyor, tartıyor, gözlerini bana dikmiş, her an birşey yapacakmışım gibi bi yaklaşıp bi uzaklaşarak beni test ediyor. Güvensizlik maksimum seviyede. Acaba zarar verir mi diye hep endişe içinde. Halbuki ev kedileri öyle mi? Sevginin tadını almışlar bi kere.. Bırakırlar mı hiç? İsterler ki bütün işimiz onları sevmek olsun. Ama bizim bahçenin sokak kendileri ne bilsin sevgiyi, dokunmanın, okşanmanın verdiği muazzam hissi.. Tek dertleri aç karınlarını doyurmak. Halbuki yaklaşsalar dakikalarca oynarım onlarla, onlar da ne severdi aslında.. Kimse yaklaşıp sevmemiş ki. Sadece uzaktan uzaktan “pisi pisi”

Bugün kedilere yemek verirken bunları düşündüm istemsizce. Çoğu insanın da bu şekilde olduğunu fark ettim. Sevgi eksikliğiyle büyüyen insanların, başka biri tarafından sevgi gördüğünde yadırgamasını ya da uzaklaşmasını, ona yabancı gelen bu his ile baş edemeyip kaçmasını.. Halbuki sevgi değil midir bizi ayakta tutan, hayata bağlayan?

İşin Özü Sevgi
İşin Özü Sevgi

İşin Özü Sevgi

Aylar önce sabahın çok erken saatleri işe gitmek için yola çıkmıştım. İş yerine yaklaşmıştım ki hemen hemen benim yaşlarımda bir kızın haykıra haykıra ağladığını gördüm. Üstünde eşofman, oturduğu yer ıslak bir zemin.. Nasıl göründüğü umurunda değil sadece acı çekiyor. Ne yaşadı kim bilir.. Kadın kadını anlar düşüncesiyle yanına gittim, omzuna dokundum “yardımcı olabilir miyim? ” dedim. Kimse şefkatle yaklaşmamış olacak ki elimi sert şekilde iterek uzaklaştı olduğu yerden. Belki de beklemiyordu bu yaklaşımı kimseden.

Bakın ne diyor okuduğum bir yazı,

“Alt tarafı bir çiçek koklayıp, bir hayvan sahiplenip, birkaç insan tanıyıp, sevip gidecektik bu dünyadan. Nasıl kötü bir zamana denk geldi ömrümüz.. Vicdansızların, sapıkların, katillerin, nefretin, cehaletin ortasına düştük!”

Gerçekten de öyle.. Nasıl da kötü bir zamana denk geldik. Acaba yeniden ayağa kalkar mıyız sevgiyle büyüyerek? Dokunduğumuz, baktığımız her insana vazgeçmeksizin sevgi aşılasak, yenebilir miyiz sevgi yoksunluğunu? Sevginin gücüyle yaşamaktan zevk alacağımız günleri görebilir miyiz? Ağlayan kadınları değil, kahkahalar atanları görebilir miyiz başımızı çevirdiğimiz her yerde?

Bence imkansız değil. Siz ne dersiniz?

1989'da İskenderun'da doğdu. 2008 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesinden mezun oldu. Hemen ardından Anadolu Üniversitesi işletme fakültesine geçiş yaptı. İş hayatıyla birlikte okudu, mezun oldu. 2010 yılında Türk Telekom firmasında iş hayatına başladı. Görevini hala sürdürmektedir.