Borçlu muyuz? Alacaklı mıyız?

Borçlu muyuz? Alacaklı mıyız?
Borçlu muyuz? Alacaklı mıyız?

Borçlu muyuz? Alacaklı mıyız?

Küçükken istediğim bir şey olmadığında ya da bulunduğum şartlardan memnun kalmadığımda annem; ‘her zaman kendinden daha kötü ve zor şartlarda yaşayan insanları düşün’ derdi. Anlamaya çalışsam da, bir dediği iki olmayan çocukluğumla, bir yere kadar empati kurabilirdim. Yaşım büyüdükçe, kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştıkça, hayatın içine katıldıkça anladım annemin ne demek istediğini..

Her zaman, her istediğimiz sihirli değnek dokunuşuyla önümüze gelmiyordu.
Anne – baba pamuklara sarsa da hayat hiç de o kadar insaflı davranmıyordu. İnsanı pişirmesi gerekiyordu.
Ebeveyn himayesinden sıyrılıp, hayatın zorluklarına tek başına göğüs germem gerekiyordu herkes gibi..

Kendimden daha kötü ve zor şartlarda yaşayan insanları düşününce, elimdekilerle mutlu olmayı ve yardımlaşmanın önemini öğrendim. Şükretmenin değerini kavramaya başladım.

Şükür, verilenlerin karşılığında Yaradan’a teşekkür anlamında, bunu dile getirmeliyiz.

Borçlu muyuz? Alacaklı mıyız?

Zor olan hayat şartları, Pandemi’nin de etkisiyle daha da zorlaştı. İnsanlar geçimini sağlamakta çok zorlanıyor. Yıllarını vermiş, çalışmış, didinmiş emeklilerimizin keyif sürmesi gereken zamanda, büyük bir oranı ek iş yapmak için sıra bekliyor. Para biriktirmek bir yana, karnını doyurabilmek için mücadele ediyor bir çoğu.

Dolmuş parası olmadığından, iş başvurusu yapmak için kilometrelerce yürüyen amcamızın haberiyle yüreklerimiz parçalandı.

Kızının, ‘baba evde ekmek yok’ cümlesiyle evden çıkan babanın, İŞKUR önünde ‘kalabalık olur’ düşüncesiyle evde demleyip, termosla getirdiği çayı satmaya çalışmasını duyunca hıçkırıklarımız boğazımızda düğümlendi.

Çocuğuna okul kıyafeti alamayan babanın, gururuna yediremeyip, intihar ettiği acı haberiyle sarsıldık hepimiz.

Bunlar gördüklerimiz, duyduklarımız.. Daha bilmediğimiz niceleri vardır eminim.

Tabi ki isteriz hep daha iyisini, daha güzelini ama daha kötü şartlarda olan insanları görünce kendimizi biraz geri çekelim. Daha geniş açıdan bakalım. Sürekli şikayet etmeyelim. Görmek, duymak, dokunmak, gülmek, ağlamak, koşmak, yemek, içmek, yazmak, okumak, nefes alabilmek birer lütuf. Bunları sürekli hatırlayalım.

Hayatın bize sundukları lütuflar karşısında borcumuzu şükür, minnet ve yardım eliyle geri ödeyelim.

Herkesin mutlu olduğu, acının ve açlığın olmadığı bir dünyada buluşmak ümidiyle..

Ceren Büyükyarın

1989'da İskenderun'da doğdu. 2008 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesinden mezun oldu. Hemen ardından Anadolu Üniversitesi işletme fakültesine geçiş yaptı. İş hayatıyla birlikte okudu, mezun oldu. 2010 yılında Türk Telekom firmasında iş hayatına başladı. Görevini hala sürdürmektedir.