En Güzel Yıllar

En Güzel Yıllar
En Güzel Yıllar

En Güzel Yıllar

Oldum olası severim kış aylarını ve kuşburnu çayını. Süper ikilidir benim için. Çocukken, katalitik sobanın önünde oturur, elimde kuşburnu çayım, uzun uzun seyrederdim ateşin titreyişini. Hala da severim ateşi izlemeyi. Hele bir de elektrikler gittiğinde değmeyin keyfime. Üzerine bir de mumlar eklenirdi. Hemen ardından ellerimizle, duvara hayvan figürleri yapmaya çalışır, gölge oyunu oynardık. Babamın eli büyük olduğundan onunki canavara benzerdi. Canavar taklidi yapmak zorunda kalırdı. ☺️ Öyle keyifliydi ki benim için, elektrikler hiç gelmesin isterdim.

Çocukluğumun unutulmaz kış anılarından biri de İskenderun’a ilk defa kar yağmasıydı. Kar yağdığını babam iş yerindeyken ev telefonunu arayarak haber verdi bize. Perdeyi açtığımızda lapa lapa kar yağıyordu. Sanki yıllardır bu anı bekliyormuşuz gibi bütün apartman, büyük küçük herkes dışarı çıktık. Dakikalarca kar topu oynadık.

Apartmanımızın gözde çocukları; Seyit, Zeynep, İrem ve bendim.

Zeynep sayımız ikiydi. Çocukken, mutlu olmak için çok sebebimiz vardı. Tatlı mı tatlı komşumuz Cuma amcamızın motorsikletine binip gezmeye bayılırdık. Bir kez olsun bizi kırmazdı. Atardı motorsikletin arkasına sıra sıra gezdirirdi hepimizi. Gözümüz yollarda, sabırsızlıkla beklerdik sıranın bize gelmesini.

Kulaklarımızın içi dolana kadar toprakla oynardık. Köstebek gibi kazar dururduk toprağı. Elimize sert bir şey takıldığında da ‘galiba hazine bulduk’ deyip heyecanlanırdık. Çocukluk işte.. Hayal dünyalarımızın en geniş, en masum olduğu zamanlardı. Geç saatlere kadar dışarda oynardık. Annelerimiz, acaba çocuğumu kaçırırlar mı, taciz ederler mi diye düşünmezlerdi. Vicdan sahibi insan sayısı fazlaydı o zamanlar. Bu anlamda çok ama çok şanslı bir nesildik.

En güzel yıllar

Evimizin önünde kocaman asma ağacı vardı. Yaprakları, korukları koparıp, ekşi ekşi yerdik. Yukarıdan Ahmet dede bize kızardı. ‘korukları koparmayın, büyüsün, sabredin’ derdi. Büyüyünce bal gibi tatlı üzüm olacaklardı halbuki. Şimdiki aklımız olsa koparır mıyız hiç.. Muzurluktan gizli gizli koparıp, daha bir heyecanla yerdik.

Apartmanımızın yarısı akrabaydı. O kadar kuvvetli komşuluk ilişkilerimiz vardı ki, yıllar için de hepimiz akraba gibi olduk. Yeliz ablamın annesi Zeynep teyzem, kendi torunlarından hiç ayırt etmezdi beni. Hemen hemen her gün birbirimize kahvaltıya, akşam oturmasına giderdik. Üst komşumuz Sibel ablamın tuzlu yoğurduna bayılırdım. Elinde tava, içinde tuzlu yoğurt ile çıkar gelirdi kahvaltıya, birlikte yer içerdik. Ahh o tuzlu yoğurt.. Hala tadı damağımda. Mevlidler’de, apartmanımızın büyüğü olan Zeynep teyzemin evinde, bütün komşular toplanır, dualar okurduk.. Çocuk olsak da iyi öğrenmiştik uslu durmamız gerektiğini mevlidler’de. Ciddiyet ve saygıyla eşlik ederdik.

Her şey güzel hoştu ama İskenderun’un çekilmezdi yaz ayları. Sıcaktan ve nemden, adeta betonlara yapışırdık. Nemden dolayı böcekleri de çok olurdu ama şimdi korktuğum kadar korkmazdım böceklerden. Belki de henüz korkuyu öğrenmediğimden..

Kitaplardan, Bin bir Gece Masalları, Küçük Prens en sevdiklerimdi. Yaşım büyüdükçe, İpek Ongun’un, Bir Genç Kızın Gizli Defteri ve Kendi Ayakları Üstünde kitapları okuduğumu hatırlıyorum. Bir de Barış Manço’nun ‘Adam Olacak Çocuk’ programını izleme şerefine nail olduk hepimiz.

Zaman zaman düşünürüm çocukluğumu. Şimdi ki 30 yaşımla, ona sımsıkı sarılır öperim. Hiç hayal ettiğin güzel bir dünya yok derim. Sakın büyüme derim ona. En güzel yıllarının tadını çıkar derim..

Ceren Büyükyarın

1989'da İskenderun'da doğdu. 2008 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesinden mezun oldu. Hemen ardından Anadolu Üniversitesi işletme fakültesine geçiş yaptı. İş hayatıyla birlikte okudu, mezun oldu. 2010 yılında Türk Telekom firmasında iş hayatına başladı. Görevini hala sürdürmektedir.