Türkiye’de Öğretmenliğin Meslek Olmaması

Türkiye'de Öğretmenliğin Meslek Olmaması
Türkiye'de Öğretmenliğin Meslek Olmaması

Türkiye’de Öğretmenliğin Meslek Olmaması

Her sene ÖSS sonuçlarında, özellikle sayısal derslerdeki felaket durumları konuşulur ama sözel durumlar konuşulmaz, sözel de pek parlak değildir.

Normalde bir ülkenin bu durumda acil durum ilan etmeli, her işi bırakıp eğitimi düzeltmesi gerekir. Oysa bu durum uzun yıllardır pek kimsenin, hele de öğrenci velilerinin pek umurunda değildir. Bu meslekte yirmi ikinci yıldayım, çocuğuma şunu öğretmemişsiniz diye sızlanan şikâyet eden veliye rastlamadım. Çocuk yıllardır İngilizce-Almanca dersi alıyor, gene de en basit yazıları bile sızlanan bir veli yoktur. Yıllarca müzik dersi alıp, her sene de aynı blok flütü çaldığı halde, ninni bile çalamadığı için kimse müzik öğretmenine çemkirmez. Hatta durun kendim için de söyleyeyim. Oğlan o kadar felsefe dersi aldı, felsefe nedir diye sorduğumda, kafayı üşütmektir diyor, sen ne biçim felsefe öğretmişsin diye karşıma çıkan bir veli de olmadı.

Türkiye’de Öğretmenliğin Meslek Olmaması

Oysa velilerle, öğrencilerle çok karşı karşıya kaldım ayıptır söylemesi. Veliler okula ya disiplin suçundan şikayetimi geri almam, ya da not istemek için karşıma geldiler.

Eğitimimiz o kadar dökülüyor ki, İmam Hatipliler Yasin ya da bazı okunması zor ayetleri okuyabiliyorsa atanabilirler, bir sürü imam hatip var, gene de diyanetçiler sık sık atayabilecekleri imam hatip mezunu bulmakta zorlanırlar. Son yıllarda din dersleri arttırıldı (kuran-siyer vs diye dayıyorlar öğrenciye) ve sonuç, gençlerde dinsizliğin adeta patlama yapması, imam hatiplerde bile deizm salgını vesaire..

Koca Türk milletinin, resim, müzik ve beden eğitimi dersini tamamen çöpe attığını bilmek insanları nasıl dehşete düşürmüyor? Bu derslerde hiç bir şey yapmayan öğrencilere bile yüz verilmesi, öğrenci ve velilerinin, hatta devletin bu derslerin kazanımından hiç bir şey beklememesi ne dehşet vericidir, neden farkında değiliz?

Merkezi Sınav

Daha dehşeti, liselerin bir senesi, merkezi bir sınav yüzünden çöpe gitmesi. Merkezi sınavla öğrenci alan pek çok ülke var ama işi dershanecilik, kursçuluk diye testi çözme kısa yolları kurnazlığına indirgememiz ve öğrencilerin bir sene boyunca başka bir iş yapmaması; üzerine de mezuna kalma adına sonraki yıllarını da bu beş seçenekli testi çözmekle geçirmesi korkunç değil mi? Lise son sınıf öğrencileri, ne okul spor takımında, ne tiyatroda temsilinde ne de okuldaki herhangi bir etkinlikte görev alabiliyor, varsa yoksa, test çözsün. Hatta bu sene din, yabancı dil ve bazı sözel dersler, öğrenciler rahat test çözsün diye boş bırakılıyor.

Bundan daha dehşet verici olan ise, bu test çözme maratonu adına öğrencilerin rapor alıp, devamsızlık yapıp, okula hiç gelmemesi, ilginçtir bu durum toplumu hiç rahatsız etmiyor. Bir kere dershanelerin bazı dersleri anlatmayıp, soru türlerini anlattığını öğrenmiş, dehşete kapılmıştım ama bu durum öğrencileri rahatsız etmiyor.

Bu saçma duruma o kadar alışmışız ki, gençlerin zihin ve bedenlerinin en güçlü oldukları bu yılları sadece beş seçenekten hangisini seçmekle geçirmeleri, bilim-sanat-spor adına hiç bir şey yapmamaları, gençleri bile rahatsız etmiyor. Okulumda sevgililer bile son sene daha rahat test çözebilmek adına birbirinden ayrılıyor.

Meslek Yasası

Diğer bir dehşet verici olan ise ülkemizde meslek yasalarının olmaması, öğretmenliğinse bir şeyler öğretme mesleği olmaması, pek çok öğretmenin öğretmenlik diplomasına sahip olmaması.

1998’de ilk atandığım zaman, ilçedeki neredeyse tüm sınıf öğretmenleri, ziraat mühendisliği mezunuydu. 2017’de milli eğitimin bir seminerindeydim, ben hariç diğer tüm öğretmenler sınıf öğretmeniydi. Bir ara kendi aralarındaki sohbete dahil oldum. Hiç biri eğitim mezunu olmadığı gibi, fen-edebiyat mezunu da değildi. Biri iki yıllık kütüphanecilik, diğerlerinin de çoğu iktisat-işletme veya öyle bölümler mezunuydu.

Üniversite yıllarımızda hocalarımız bize kızdıklarında, 1978-79’da iki yıllık eğitim enstitüsünün hızlandırılmış kursunu bitirenlere atfen, sizler kırk beş günlüklerin ürünüsünüz derdi; ben de bazen bunlar ziraat mühendislerinin ürünleridir diyorum.

İşin komiği, 2013’de ilk okullar beş yıllıktan dört yıllığa düştüğünde açıkta kalan binlerce sınıf öğretmenliği mezununun, okuldaki yan alanlarına, çoğunlukla sınıf ve sosyal bilgilere geçmesiydi (kolay diye seçmişler). Ziraat mühendisini sınıf öğretmeni, sınıf öğretmenlerini beden eğitimi öğretmeni atayan ülkenin kalkınma hayalleri görmesi çok komik arkadaşlar.

Bu alan karmaşası sadece sınıf öğretmenliğinde var sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Teyzem (teyze dediysem benden bir buçuk yaş büyük), altı sene bankacılık yaptıktan sonra, bankası iki bin yılındaki bankalar krizinde kapandıktan sonra, sırf üniversitede İngilizce eğitim almış olduğundan dolayı, İngilizce öğretmeni olarak atandı ve halen de öğretmen. Gene ilk atandığım ilçede, askerden döndükten sonra, okula yeni bir resim öğretmeni gelmişti. Ben daha üç yıllıktım ama o yirmi yılı devirmiş, iki kere de memurluktan istifa edip, geri dönmüştü. Kendisi grafik-tasarım mezunuydu. Dediğine göre Türkiye’de onun gibi yedi kişi varmış ve bir tarihte Bolu’da bir kursta bir araya gelmişler. Kız kardeşim, giyim öğretmeniydi. Hakim olan eşi Edirne’ye atanınca, kadro bulamadı ve teknoloji-tasarım öğretmeni oldu, hatta iki sene kadar işitme engelliler orta okulunda ders verdi. Tekstil sanayinde makineleşme artınca, ücretlerde düşmüş durumda ve artık gençler bu alana gitmek istemediğinden, giyim bölümleri kapandı ve hemen hepsi teknoloji-tasarım (eski iş teknik) öğretmeni oldu.

Çok daha ilginç olanlarına da rastladım.

İktisat mezunu bir arkadaş, meslek lisesine muhasebe öğretmeni olmuştu. Sınıf öğretmeni olarak atanıp, özel kararname ile İngilizce öğretmenliği yapan Ziraat mühendisi vardı.

Milli eğitimin üst kademelerinde de, eğitim mezunu olmayan pek çok kişi olduğu gibi, hiç öğretmenlik yapmamış pek çok kişi de vardır. Bakanlık müfettişlerinin pek çoğu, diğer bakanlıklarda müfettişlik kadrosu bulamadığı için milli eğitime geçmiş kişilerden oluşur. Denetlemelerde bunu söylemezler. Ben, şube müdürlüğü sınavını kazanan bir arkadaşımdan bunu duydum. Kurstaki arkadaşlarının çoğu diğer bakanlıklarda şube müdürlüğü kadrosu olmadığı için geçen kişilermiş.

Benzeri başka bakanlıklarda da var.

Sağlık meslekte tanıştığım bir edebiyat öğretmeni, bir dönem il sağlık müdürlüğünde şube müdürlüğü yapmıştı (Önceden sağlık meslek liselerinin çoğu. Bunu da siyasi partinin desteği ile yapmış, partisi bakanlığı bırakınca, o da öğretmenliğe geri dönmüştü.

Hep milli eğitim bakanlarının öğretmenlik yapmamış kişilerden olduğu söylenir. Milli eğitim bürokrasisi hiç öğretmenlik yapmamış ya da en son ders anlatalı onlarca yıl geçmiş kişilerle dolu. Bir kere yönetici olan, bir daha öğretmenliğe dönmediği gibi, öğretmenin halinden de pek anlamıyor.

Bir dersi anlatacak öğretmenlerin hangi dersleri almış olması gerektiğine dair hiç bir yasa yok. Bir ara norm fazlası kalan yabancı dil öğretmenlerini, Türk dili ve edebiyatı öğretmeni yapıp, yabancı dil öğretmenlerine, Türk dili dersini maaş karşılığı yaptılar. Bu yönetmelik değişti mi, halen duruyor mu, bilmiyorum. Resim öğretmenlerine, sanat tarihi dersi maaş karşılığı oldu.

Branş değiştirme

Bu branş değiştirmeyi ben de yaşadım, hem de biri isteyerek, biri de istemeden iki kere. Felsefe öğretmeni iken, Anadolu Öğretmen lisesi, öğretmenlik meslek bilgisi branş öğretmeni oldum. Arkadaşlarım her yerde Anadolu Öğretmen lisesi olmadığını, dolayısı ile Ankara (veya başka bir yer)’ya tayinim zorlaşacağını söylediler. Oysa ben tam aksine Ankara il sınırlarına girmek için branş değiştirdim çünkü Anadolu Öğretmen lisesi azsa, bu branşın öğretmeni de azdı.

Bu branşı yetiştiren öğretim programları ile ilgili Hacettepe üniversitesinin eğitim fakültesinin eğitim programcılığı bölümü kapatılmıştı. Bazı eski öğretmenler emekli olup, açık ortaya çıkınca akıllarına felsefe öğretmenleri geldi. Zaten bu branşın dersleri felsefe öğretmenlerinin branş dersiydi. (Ne alaka diye soracaksanız, ben de bilmiyorum) Branşa geçtim ve önemli bir kısmını daha önce hiç duymadığım konuları, önce internetten biraz kendim öğrenip, sonra anlatmaya başladım. Okulda Hacettepe’nin bu bölümünden mezun bir branşdaşım vardı ve dediğine göre bazı konuları o da duymamış.

Sonra Anadolu öğretmen liseleri kapanınca, ister istemez ve otomatikman felsefe öğretmenliğine geri döndüm.

Ben de sosyoloji mezunu olarak gerekli 16 kredi psikoloji, 16 kredi felsefe ve 8 kredi mantık dersi almama rağmen felsefe müfredatı değince ilk defa duyduğum felsefe akımlarını anlatmak zorunda kaldım.

Dostlarım, hiç İngilizce öğretmeninin bankacı, sınıf öğretmeninin ziraat mühendisi atandığını ya da makine mühendisinin, inşaat mühendisi olarak çalıştırılabildiğini duydunuz mu? Ülkemizde öğretmenlik yıllardır öğretme işi değil de, gençleri bir süre avutma-bakma oyalama işi yapan kişiler olarak görülüyor.

Eğitimde başarı isteniyorsa önce öğretmenliği profesyonel ve uzmanlık alanları olan bir meslek olduğunu kabul ederek, bu zihniyeti değiştirerek başlayalım.

Sinan Kemal