Gerçeği Göremeyecek Kadar Kör, Doğruyu İşitemeyecek Kadar Sağır

Gerçeği Göremeyecek Kadar Kör, Doğruyu İşitemeyecek Kadar Sağır
Gerçeği Göremeyecek Kadar Kör, Doğruyu İşitemeyecek Kadar Sağır

Sizce de öyle değil mi? Örneğin bir konu hakkında münakaşa ediyorsunuz, karşınızda ki sizi değil de size söyleyeceği cevabı düşünüyor. Dalai Lama’nın çok sevdiğim bir sözü vardır. Der ki, konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrar edersin, ama dinlersen yeni şeyler öğrenebilirsin.

Çoğumuz empati kurmaktan aciz bencilce davranıyor. Oysa bir dinleyebilsek karşımızdakini belki doğruluğuna hak vereceğiz. Bencillikten çıkıp hatta ve hatta önyargılarımızdan kurtulup orta yolu bulacağız fakat biz çıkmaz yollara giriyoruz.

Karşımızdaki kişiye sağır oluyoruz.

Herkesin kendine göre doğruları var ise, yanlış nerede? Empati veya eş duyum, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir.

Aile, eş, dost, iş fark etmeden eğer bir konuda zıtlaşma oluyorsa, ilk olarak anlamaya çalışmalısınız. Hangi duygu düşünce ile söylediğini anlamalısınız ve düşüncesine saygı duyduğunu, dinlediğini ve anladığınızı ifade etmelisiniz.

Kimileri düşüncelerini ifade edemez, sesin volümünü artırır, kimi ağlar, kimi susar… Karakterlere göre davranışlarda değişir. Ama konu ne olursa olsun illaki çözümü vardır.

Bilgi sahibi olmadan fikir üretiyoruz.

Karşınızdaki kişinin içinde ne fırtınalar kopuyor bilemezsiniz, ama direk yargılayıp çok asabi ya da suratsız veya kibirli diye düşünürsünüz.

Fakat senin için ne yapabilirim? Sana nasıl yardımcı olabilirim? gibi sorular sorarak yargılamadan, belki omzunda ki yükü hafifletebilirsiniz. Göründüğü gibi olmayabilir.

Göz sadece zihnin anlamaya hazır olduğu şeyi görür. Algınızı ve ufkunuzu genişleterek yaklaşmalısınız.

Dinleyin, araştırın, sorgulayın ama yargılamadan, kırmadan incitmeden. At gözlüğünü çıkarın dostlar. Bakmak ve görmek arasında fark vardır. İnsanı insan yapan özelliklerin en başında, düşünebilmesi ve düşündüklerini ifade etmesi geliyorsa, neden bu yargı?

Neticede konuşarak anlaşabiliriz.

İlerde pişman olacağımız sözleri söylemektense, düşünerek en doğru şekilde ifade edebiliriz. Önyargı ile ilgili beni çok etkileyen bir hikâyeyi sizlerle paylaşacağım.

Vaktiyle bir kasabada, kayınvalidesiyle birlikte yaşayan bir gelin vardı. İkisinin de kişiliği tamamen farklıydı. Sık sık kavga edip tartışırlardı. Evde huzur kalmamıştı. Bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından annesi ile karısı arasında kalan koca için de ev cehennem haline gelmişti.

Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğruca babasının eski bir arkadaşı olan yaşlı bir aktara gitti ve derdini anlattı. İlim ve marifet sahibi olan yaşlı aktar, ona bitkilerden yaptığı bir karışım hazırladı ve üç ay boyunca her gün azar azar, kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyledi. Zehir az az verilecek, böylece kaynanayı gelininin öldürdüğü belli olmayacaktı.

Yaşlı aktar gelin hanıma, kimsenin, özellikle de eşinin şüphelenmemesi için, kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını söyledi. Sevinç içinde eve dönen gelin, yaşlı adamın dediklerini aynen uyguladı.

Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti.

Geline ne kadar kötü davransa da karşılığında tatlı dil ve güler yüz görmek kalbini yumuşatmıştı. Artık ona kendi kızı gibi davranıyordu. Bir süre sonra, gelin hanım, kendisini ağır bir yük altında hissetti.

Yaptıklarından pişman bir vaziyette telaşla aktarın yolunu tuttu ve yaşlı aktara, şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir hazırlaması için yalvardı.

Kayınvalidesinin ölmesini artık istemiyordu.

Yaşlı aktar, gözlerinden akan yaşlarla karşısında konuşup duran gelin hanıma baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı. “Kızım, sana verdiklerim sadece şifalı otlardı. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin, hepsi bundan ibaret.

Gerçek zehir ise senin kalbinde olandı. Sen ona iyi davrandıkça, nefret dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı, böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz” dedi.

Sevginin, iyiliğin, üslubun gücü kazanmıştı. Bakış açısı ve ön yargıları değişti, at gözlüğünü çıkardı ve bakmak ile görmek arasındaki farkı ortaya çıkmıştı.

Büşra Çelik

28.10.2020

2 YORUMLAR

  1. Hepimiz insanız. Yanlışlar hepimiz için. Önyargı yerine, temeli sevgi ve hoşgörüye dayanan ilişkiler ne eşsizdir. Çok güzel bir yazı olmuş. Emeğine sağlık

  2. Cok güzel bir yazı olmus gercekten keyif alarak okudum hic bir zaman egolu olmayacaksn bencil olmayacaksın sadece kendini düşünmeyeceksin karsındakine nasıl yaklascagını iyi bileceksin üzmeyeceksin kırmayacaksın

Comments are closed.