“Hastayım, İşe Gelemiyorum” Sendromu

“Hastayım, İşe Gelemiyorum” Sendromu

Bugün size mesleğimde sıkça duyduğum “Hastayım, işe gelemiyorum” sendromu ile ilgili bir yazı yazmak geldi içimden. Muhtemelen bugün günlerden Pazar ve yarın ilk iş günü olan Pazartesi olduğu için aklıma geldi bu yazıyı paylaşmak.

Genelde ilk iş günü olan Pazartesi veya haftanın ortalarında sıkça karşılaştığımız “Hastayım, işe gelemiyorum” sendromu aslında stresli durumlarda ortaya çıkan bir durumdur. Ben kendimce hep işveren ve çalışan arasındaki iletişimin güçlü olmamasına bağlarım bu durumu. Neden? diye sorarsanız hemen size birkaç örnekle paylaşayım.

Diyelim ki herhangi bir rahatsızlığınız yok ama çalışma gününüzde mutlaka yapmanız gereken özel bir işiniz var ve siz asla işvereninizden izin alamayacağınızı hatta soramayacağınızı biliyorsunuz. O zaman ne yapmanız gerek? Elbette ilk akla gelen hastalık durumu oluyor. Yani “hastayım” dediğinizde işvereniniz size o gün için hayır işe gel mi diyecek? Muhtemelen demeyecek. Demek ki izin almaya gerek kalmadan en kolay öne sürülecek bahane bu. Muhtemelen rapor da istemeyecek sizden çünkü kendinizi iyi hissetmiyorsunuz. Sms yolu ile haber verme işini de hallettiğinize göre sorun yok veya diyelim ki o günkü psikolojiniz çalışmaya müsait değil, dinlenme zamanınız size yetmedi ve o gün çalışmak istemiyorsunuz, işvereninize tabiri yerinde ise ben bugün “Kafa izni yapacağım” diyebiliyor musunuz? Hayır, diyemiyorsunuz. Bu durumda yine hangi bahane aklınıza geliyor. Tabi ki “Hastayım, işe gelemiyorum.”

“Hastayım, İşe Gelemiyorum” Sendromu
“Hastayım, İşe Gelemiyorum” Sendromu

Biz İnsan Kaynakları Yöneticileri ne kadar sıklıkla duyuyoruz bu bahaneyi bir bilseniz!

Biz İnsan Kaynakları Yöneticileri ne kadar sıklıkla duyuyoruz bu bahaneyi bir bilseniz! Öyle ki artık gerçekten hasta olan ve işe gelemeyecek durumda olanlara inanmaz duruma geldik. Hatta kendimizi ayırmayalım biz İK yöneticileri bile bu bahaneyi kendimiz için kullanıyoruz zaman zaman.

Yazımın gelişme kısmında da belirttim, aslında bu bahanede veya sendromda hem işverenin hem de çalışanın hatası var. Bazen insanları yalan söylemeye teşvik var. Halbuki eğer çalışan o gün çalışmaya istekli değilse sadece bedenen o çalışanın işte olması ne kadar yeterli? Veya o çalışan işyerinde bu ruh hali ile ne derece verimli olabilir? Sadece ben bugün çalışmaya hazır değilim dediğinde çalışana gerekli anlayış gösterilse sizce bu kişi “hastayım işe gelemiyorum” bahanesinin arkasına sığınır mı? Tecrübelerime göre hayır!

Hep derler ya yaşadığımız her olayda çocukluğumuzun bir izi vardır diye. Muhakkak hatırlarsınız ödevimizi yapmadığımız zamanlarda öğretmenlerimize ilk ne derdik? “Öğretmenim elektrikler kesildi, ödevimi yapamadım ama bu gece yapacağım söz!” Çalışıyorken de söylediğimiz “Hastayım, işe gelemiyorum” bahanesi ile ne kadar benzer değil mi?. Öğrencilik yıllarımdan örnek vereyim size; lisede ne zaman matematik sınavım olsa hiç sevmediğimden mütevellit olsa gerek benim dayanılmaz derecede karnım ağrırdı. Hatta o kadar bu konuya takıntılı hale gelmiştim ki bahane olarak değil gerçekten yaşardım bu durumu.

Olaya çalışan perspektifinden baktık ama bir de işveren perspektifinden bakmazsak olmaz. İşverenlerin çoğu aslında bu konunun bir bahane olduğunu bilir. Hastayım diyen kişi ertesi gün adeta “turp gibi” denir ya, işte o şekilde işe gelir çünkü. Nezleyim, gribim dediğinizde o olayı eğer işe geldiğinizde devam ettiremezseniz vay halinize. Hafta içinde eğer elinizde mendil ile gezmezseniz işveren ne olduğunu zaten kesin olarak anlar. Hatta “Maşallah ne çabuk iyi oluvermişsin ne yaptın bize de söyle hastalanınca bir günde senin gibi iyileşelim” sorularına bile maruz kalırsınız. Hem yöneticiler hem de çalışanlar olarak bu hastayım işe gelemiyorum sendromunu sonsuza dek tarihe gömmek aslında bizim elimizde. Yazımı okuduğunuzda bu konu hakkında bir düşünün isterseniz!

Özlem Çelik

Bir önceki yazım olan ”Unutacağınız Şeylere Üzülmeyin” okumak isterseniz https://habergalerisi.com/2020/09/22/unutacaginiz-seylere-uzulmeyin/

1977 yılında İstanbul’da doğdu. Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. İnsan Kaynakları Üst Düzey Yöneticisi ve Eğitmeni. Turizm- otelcilik sektöründe 10 yıl İnsan Kaynakları yöneticisi olarak görev aldı. Hem bir yazar hem bir anne hem de İnsan Kaynakları üst düzey yöneticisi olarak çalışıyor.