Necip Mahfuz Dilenci

Necip Mahfuz Dilenci

Necip Mahfuz Dilenci

Disütopya denilince akla belli başlı bir kaç roman gelir. 1984, Cesur Yeni Dünya falan. Son yirmi yıldır da, özellikle Açlık Oyunları serisinden sonra popüler gençlik romanlarında ve sinema filmlerinde disütopya konusu çok işlenir oldu. Buna bir de kıyamet sonrası filmleri-romanları eklendi.

Bu romanlar genelde hayali bir gelecekte geçmekte, oysa ya biz o disütopyanın içindeysek ve pek çok kişi bunu yaşıyorsa?

1988 Nobel Edebiyat ödüllü Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un dilenci romanını beş altı yıl önce okurken aklıma bunlar gelmişti.

Roman 1950’li yıllar Kahire’sinde geçer. Ömer, varlıklı bir bürokrattır. Bir gün iktidar veya iktidar içi güç dengeleri değişince, makamından ve  varlığından olur. Bu iktidar değişimi nasıl olmuştur, isyan mıdır, darbe midir yoksa iktidarın içinde güç değişimleri midir, birileri başkanın gözünden mi düşmüştür, bilemeyiz. Bunların hepsi de mümkündür.

Necip Mahfuz Dilenci

Mesela Osmanlı’nın ünlü sultanlarından Yavuz Sultan Selim, sekiz yıllık kısa saltanatında, o kadar çok sadrazam ve vezir idam ettirmiştir ki; Yavuz’a vezir olasın diye beddualar edilmeye başlamıştır. Mimar Sinan padişahtan dayak yiyerek, Piri Reis seksen küsur yaşlarında idam edilmiştir.

Tek adamcılığı, diktatörlüğü istikrar sananlar, bunun öyle olmadığını çok acı bir şekilde anlarlar.

Roman ile ilgili başka bir not, Zülfü Livaneli’nin Mutluluk romanı, Dilenci romanının siyasetten sıyrılmış taklididir. Mutluluk filminin ise, Livaneli’nin romanıyla da çok alakası yoktur.

Ömer birden makamından olunca, Sarte, Camus gibi varoluşçu yazarların roman kahramanlarının yapacağı gibi her şeyi boş verip, varoluş bunalımına girer.

Evi terk eder, serseriliklerinde genç bir kızla da ilişkiye girer. Bu süreçte partisinden bir büyüğünün karısıyla ilişkisi olduğunu keşfeder. Sonra bunu aslında bilip de, kendisine de itiraf edemediğini keşfeder.

Ardından gençliğini hatırlar, ne ideallerle ortaya çıkmış, ne mücadelelerden geçmiştir. Sonuçta onlarca yıllık iktidarında kendisini ve ailesini zengin etmekten ve mümkün olduğunca çok makamında kalmaktan başka bir özelliği olmayan, eski bir bürokrat-politikacı olmuştur. Ömer tekrar eski ideallerini arar ama onlar da gençliği gibi kayıptır.

Herkes artık ona acıyarak bakmakta, bir dilenciye sadaka verir gibi ilgi ve şefkat vermektedir.

Bu aslında antidemokratik ülkelerde her zaman yaşanan bir şeydir. Yıllarca milli bayramlarda hasta olan eski cumhurbaşkanı, ilk kez 30 Ağustos’u kutlayan mesaj attı. Bombalar oyumuzu arttırıyor diyen eski başbakan bu gün muhalefet lideri ve hiç sağcı olmadım falan diyor ki bence bunlar tam bir dilenme davranışı.

Örnekler o kadar bol ki.. Onlarca yıl Doğu Almanya’yı demir yumrukla yöneten, her gün, hatta her saat televizyonlarda görünen Honecker; Berlin duvarı beş yüz ila bin yıl daha ayakta kalacaktır demesinden bir sene kadar sonra duvar yıkıldı ve iki Almanya’nın birleşme görüşmelerinde Honecker’e fikrini bile sormadılar.

Hiç bir uçak sonsuza kadar havada, hiç bir gemi sonsuza kadar denizde durmayacağı gibi, hiç bir iktidar da sonsuz değildir.

Sonrasında size duyulan saygılar, hatta gösterilen nezaket bile, bir dilenci sadakasıdır.

Sinan Kemal