Bir Üsküp Masalı

Bir Üsküp Masalı

Bir Üsküp Masalı

BİR ÜSKÜP MASALI ÜZERİNDEN GÜNDEMİ YORUM

Efendim madem kurban bayramındayız, bir bayram geleneği olarak eski öyküleri, biraz da masal tadında anlatayım. Onun ardından da yorum yapayım.
Bu halk söylencesini hem Ömer Seyfettin, hem de Reşat Nuri Güntekin hikaye yapmış, ikisi de hemen hemen aynı ayrıntıları vermiştir.
Olay Balkanların önemli Türk yerleşimlerinden biri olan Üsküp’de geçer. Olayın merkezinde Üsküp’ün müftüsü vardır.
Hem Ömer Seyfettin hem de Reşat Nuri Güntekin onunla ilgili aynı ayrıntıları anlatır. Kendisinin dedeleri, hatta ataları, Üsküp’ün fethinden, hatta çok daha öncesinden beri müftü, imam ve evliyadır.
Üsküp’de pek çok türbe, bizzat onun dedelerine aittir ve halk, artık o da nasıl olsa evliya olmuştur diye evine ve bahçesine mum dikmekte, adak adamaktadır. Yaşarken bile evliyalara karıştı denmektedir.

Bir Üsküp Masalı

Üsküp aynı zamanda akıncıların da sefer aralarında dinlendikleri bir konak yeridir. Sefer aralarında akıncılar, burada kışlar, konaklar, silahlarının bakımını yapar, at değiştirirler ve benzeri işlerini yaparlar.
Gene bu akıncılar, böyle bir akın sonrası, bir grup esirle beraber gelirler. Esirleri Üsküp’ün kalesinin zindanına kapatır, dinlenmeye ve şehirde alışverişe falan çıkarlar.
Bizim evliya burada akıncı beyini bulur ve beyden bir şey rica eder. Kendisi İslamın tüm şart ve dileklerini yerine getirmiştir. Namazlarını çoğu kez kazaya bırakmamış, ikindileri bile sünnetleriyle kılmış, kıldığı nafile namazlarının hesabı yoktur.
Zekatını tam vermiş, hacca ve umreye gitmiş, ramazan bir yana üç ayları, muharrem oruçlarını bile tam tutmuştu, kazara unuttuğu zamanlarda bile altmış bir günlük ceza oruçlarını seve seve tutmuştur. Üsküp’ün fakirlerine bol bol sadaka vermiş, içtiği suyu bile ziyan etmemiştir.
Müslüman birisi olarak bir tek şeyi yapmamıştır, bir kafirin kafasını kesmemiş, kesmek kısmet olmamıştır. Acaba akıncı beyi bir kafir esiri iyice bağlayıp, kafasını kestirmesine yardımcı olur muydu?

Akıncı beyi hiç ikiletmedi bu isteği.

Hatta evliya müftü, isterse bunu herkesin gözü önünde yapacak, herkesin gözü önünde bu kelleyi kesecektir.
Ertesi gün evliyamız,  elinde kocaman bir kılıçla, şehrin meydanına gelir ve kellesini keseceği kafiri bekler ve karşısında ne görsün?
Dev gibi, çam yarması, üzerinde haç desenli üniformasıyla, bir şovalye karşına çıkmasın mı?
Evliyamız kılıcı bir kenara atar ve imdat isteye isteye kaçar. Şövalye de kendi dilinde bağırarak ve muhtemelen küfürler ederek, peşinden gider. Evliyayı güç bela kurtarır, şövalyeyi de bağlarlar.
Sonra Akıncı beyi, müftüye nasihat verir. Kimse kafiri böyle elini-kolunu bağlayıp, öyle karşımıza çıkarmıyor. Eline silah alıp, bize katılacaksan amenna, yoksa böyle şeyler isteme bizden diye paylar.
Şimdi askerliğini bedelli ya da silah almadan, doğru dürüst atış yapmadan askerlik yapmış birileri, ellerinde kılıç kürsülere, minderlere çıkıyor. Öyle ya, eli-kolu bağlı birilerine saldırıp, kahraman olmak kolay.
Şam’da Emevi camisinde namaz kılamayanlar, müzeleri cami yapıyor. Türbelere tekerlek takanlar, muhalefete göz dağı veriyor.
Yiğitlik kılıçla minbere çıkmak değil, düşmanın karşısına çıkmaktır. Marifet hedef gösterdiği camiye gidip, namazını kılmaktır, elinin altındaki müzeyi cami yapmak değildir.
Sinan Kemal

1 Yorum

Comments are closed.