Bir Sokak Kedisinin Yürek Mırıltıları

Bir Sokak Kedisinin Yürek Mırıltıları

Bir Sokak Kedisinin Yürek Mırıltıları

Bir Üniversitenin, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin bahçesinde dünyaya geldiğimde, annem beni terk etmiş. Üniversite öğrencileri, beni sütle besleyerek korumuşlar. Soğuklarda okulun kantininde kalorifer altında bir karton üzerinde uyurdum.

Güneşli havalarda denize sıfır olan bahçe duvarının üstünde dalgaları seyreder, martıları doğayı algılamaya çalışırdım.

O günlerden birinde, yine denizi seyrederken sanat bölümünde okuyan bir genç kız beni kucağına aldı, o an onun hissettiklerini ve bana verdiği güveni asla unutamam.

Başımı okşadı, kulaklarımı sevdi, burnumun üzerine bir öpücük kondurdu ve bana Mimi adını koyarak lütfen benim kedim ol diye Mimi diye fısıldadı.

Ben erkek bir kedi olarak Mimi adını pek sevmedim, keşke daha vahşi bir isim koysaydı diye geçirdim aklımdan, ama bunu ona hiç hissettirmedim.

Bir insan tarafından sahiplenilmek nedir bilmiyordum, bir çok insan bana dokunuyor seviyor mama veriyor, su veriyor, süt veriyor ama akşam olunca sessizce evlerine gidiyorlardı.

Bunun yanında kedilerden korkan, kovalayan hatta tekme atanlar bile vardı. Onlar için çok üzülüyordum, hatta büyümekten korkuyordum.

Çünkü sadece yavru kedileri seviyorlar diye düşünüyordum.

Bir Sokak Kedisinin Yürek Mırıltıları

Akşamları soğuk okul bahçesinde bir bankın altında, bir çöp kovasının yanında sabah olmasını, okulun açılıp yemekhane de sıcacık peteklerin üzerinde uyumayı hayal ediyordum.

Düz saçlı, üstü başı boya, alçı, çamur içinde gülen yüzlü sevgi dolu genç kızı görmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. O gün yine benim yanıma geldi. Kucağına aldı ve benimle konuşmaya başladı.

Ne dediğini anlamasam da sesinde ki yumuşak dokunuş, sıcaklık, samimiyet ve sevgi beni ona teslim ediyordu. Ve yine akşam olmak üzereydi, ben bu kez bir yün berenin içinde yeni bir hayata başlamak üzere bu genç kızın kollarında bir yola çıkmıştım.

Küçük bir yokuş çıktık, çok sayıda arabalar, korna sesleri ve oradan oraya koşuşan kediler gördüm yol boyunca. Beni nelerin beklediğini bilmiyordum, hayatı bilmiyordum, bir kedi neler yapar nasıl yaşar bilmiyordum ama içimden gelen sese güveniyor, her şeyin kendiliğinden yoluna gireceğini hissediyordum.

Merdivenli bir yokuştan yukarı çıktık. İkinci katta bir evin kapısından içeri girdik. Beni yere bırakıp ‘’hoş geldin evine Mimi’ dedi ve başımı okşadı.

Hemen kendime yumuşak bir yer aradım, kalorifer peteğinin önünde bir mindere uzandım ve temizliğimi yapmaya başladım.

Evde çok eşya yoktu, her yerde heykeller, çamurlar, resimler, okulda da gördüğüm bir sürü aletler vardı. Eğlenceli bir eve benziyordu en azından sıkılmayacaktım.

Bu arada bir köşeye su ve mama konuldu. Başka bir köşeye kocaman bir kutu içinde kum. Benim için hazırlık yapılması gururumu okşuyor kendimi değerli hissettiriyordu. Kumu nasıl kullanacağımı bilmiyordum.

Dikkatle sahibimi izliyor bir yandan da evde saklanabileceğim köşeleri hafızama kaydediyordum. Öyle ya burada ne bir ağaç ne de bir toprak vardı. Genç kız beni alıp kumun üzerine yavaşça bırakıp; ‘’ işte bu senin tuvaletin bunun dışında bir yere çiş kaka yapmak yok tamam mı’’ ? diye, kulaklarımı ve sırtımı okşadı.

Biraz eşelendim ama tuvaletim yoktu.

Kutudan çıkmaya çalıştım ama patilerim kayıp düşüyordum, eğlenceli olmaya başlamıştı. Artık yeni evime, tuvaletime ve güzel yürekli sahibime alışmam gerekiyordu. Şaşkındım !! Evin içinde mutluydum, güvendeydim ancak sokağı çok merak ediyordum.

Pencereden dışarıyı seyretmek yetmiyordu. Acaba okulun bahçesinde kalan diğer kedilere ne olmuştu, acaba annem beni bulmak için tekrar okula gelir miydi?

Günlerce bu düşünceler içinde yeni evime ve yaşamıma iyice alıştığımı fark ediyordum. Camdan balkona kadar uzanan, akasya ağacının üzerine konan kuşlar, karşı pencerede her sabah mama bekleyen martılar, uçuşan kelebekler, arılar hepsi ne kadar çok ilgimi çekiyordu anlatamam.

Hiç birine dokunamıyor, evde ki saksının toprağına ve çiçeğin yapraklarına dokunmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Daha çok zamanımı uyuyarak geçiriyordum.

Bir gün açık kalan pencereden dışarı çıktım.

Çok yüksekte olduğumun farkındaydım, ancak arka bahçede çok sayıda kedi vardı, hepsi gözünü dikmiş adeta, ‘’ hadi gel’’ der gibi bana bakıyorlardı.

Büyük bir cesaretle, yan apartmanın bahçe duvarına atladım, oradan bir basamak daha derken arka bahçeye indim, bir kaç büyük kedi saldırmak için üzerime doğru atladı.

Bahçede bir çok köşede mama kapları ve sular vardı. Hatta renkli kartonlardan kediler için yuvalar yapmışlardı. İnsanların kediler için böyle güzel şeyler yapmış olmaları güven vericiydi.

Bu güzelliklerin içinde şaşkındım, kendimi korumak için bir ağaca tırmandım. İlk kez bunu yapıyordum, tırnaklarımı ağacın yumuşak gövdesine geçirmiş, daha da yükseğe çıkabileceğimi görüyordum.

Kediler aşağıda birbiriyle kavga ederken onları seyrettim, eve geri dönmek istedim ancak bu o kadar kolay değildi. Biraz zaman kazanmak için olduğum yerde etrafı izledim, kuşlara patilerimle uzanmaya çalıştım, hepsi, benim acemi bir kedi olduğumu anlamış gibi adeta oyun oynuyorlardı.

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, ağaçtan indim, duvarın üzerinden apartmanın ön kısmına geçmeyi başardım. Evimi biliyordum ancak kapı kapalı olduğu için girmem imkansızdı.

Sokakta bir sürü kedi kendine sıcak bir yer arıyordu. Yan tarafta yokuşa doğru uzanan rengarenk boyanan merdivenlerin çeşitli yerlerinde de çok sayıda kedi yuvaları, mama kapları vardı.

Gece olmak üzereydi, acıkmıştım ve üşümeye başlamıştım. Giriş katında ki dairenin penceresine yaklaştım ve demir parmaklıkların arasından geçip yardım istemeyi düşündüm.

Ancak daracık alanda sıkışmıştım, sesim bile çıkmıyordu, adeta demirle cam arasında kalmıştım. Tam o sırada perdeyi açan bir kadının benim fotoğraflarımı çektiğini fark ettim.

Sadece mırıltıyla mavv mavv diyebiliyordum ama sesimi kendim bile duyamıyordum, çok korkmuştum.

Bana yardım edeceklerinden çok emindim, kadın telefonla birini aradı, tam da tahmin ettiğim gibi, sahibimi aramış ona benim fotoğrafımı gönderip; bu kedi senin mi ? diye sormuştu.

Sahibim ağlayarak geldi, bana bir şey oldu diye çok korkmuştu.

Onu görünce nasıl mutlu olduğumu anlatamam. O an bir daha evden asla kaçmayacağıma kedi yemini etmiştim. Beni sevgiyle kucağına aldı, yumuşacık sesiyle benimle konuştu, hemen mamamı ve suyumu verdi..

Karnımı doyurup, sahibimin saçlarının arasında patilerimi onun avuçlarına bırakarak, mutlu bir uykuya daldım. Bu şekilde uyumayı çok seviyordum.

Üç yılımız geçmişti birlikte, okul da bittiği için artık İstanbul’dan taşınıp, Fethiye’de sahibimin ailesinin yanında yeni bir hayata başlayacaktık.

İlk uçak yolculuğum olmasa da bu kez biraz ürkmüştüm, uçağa bindik ve yeni bir yaşama doğru yol aldık. Bahçeli iki katlı yeni evimize geldiğimizde, beni iki erkek kedi karşıladı.

Biri beyaz bir Ankara Kedisi Kuzey, diğeri ise gri bir İngiliz kedisi Minyon, İkisi de benden büyüktü, ancak evlerini paylaşmayı sevmedikleri her hallerinden belli oluyordu.

Anlaşılan sapsarı tüylerimi, uzun bacaklarımı, güçlü kaslarımı ve genç oluşumu biraz kıskanmışlardı. Beni pek mutlu karşılamadılar, koklayarak yanlarına yanaşmaya çalıştım ancak ikisi birden bana saldırmaya tırnaklarını çıkarmaya başladılar..

Evin içinde yine mama su ve kum kabımı hazırladılar.

Ancak bahçeye çıkmak istiyordum, onlarla kaynaşmak oynamak istiyordum ancak pencerenin dışından bile bana saldırmaya çalışıyorlardı.

Sahibim zamanla alışacaklarını düşünüp, beni bahçeye çıkarıyor bir süre sonra tekrar eve alıyordu. Onlar eve girdiğinde, ben korkudan koltuk altına saklansam da ikisi birlikte çete kurmuş gibi beni sıkıştırıp, saldırmaya çalışıyorlardı.

Kuzey biraz daha insaflı gibiydi, ama Minyon’nun beni hiç sevmeye, kabullenmeye niyeti yoktu. Sahibim evde olmadığı akşam onlara yakalanmamak için yan komşunun balkonunda saklanıp, onlar yuvalarına gidip uyuyana kadar yerimden kıpırdamıyor ya da sahibimin gelip beni almasını bekliyordum.

Böyle de korkuyla yaşanmaz ki. Bahçede ağaçlar, çiçekler, çimenler, uçuşan arılar, kelebekler kuşlar adeta cennete gelmiş gibiydim ama iki cins kedi bana göz açtırmıyordu.

‘Acaba sokak kedisi olduğum için mi beni sevmiyorlar” diye de düşünmeye başladım. Ancak mahallede o kadar çok sokak kedisi vardı ki, Kuzey ve Minyon onlarla çok güzel anlaşıyor, mamalarını bile paylaşıyor ama bana tahammül edemiyor beni evde görmek istemiyorlardı.

Bu bir kedi için üzüntü vericiydi.

Bunun sebebini anlamam zor olmadı. Onlar benim güzel kalpli sahibimin ilk kedileri, hatta Kuzey’i çok hasta bir yavru iken almış ve elleriyle beslemiş, Minyon ise ilk sahibi hamile kalınca bakmak istememiş ve birine vermek için araştırma yaparken sahibim Minyon’u almış ve onu da yine elleriyle besleyerek büyütmüş.

Kıskanmaları çok normaldi ama, abarttıklarını düşünüyordum. Sevgi tükenen bir şey değildir ki, sevgi, sevdikçe çoğalır, artar, paylaşırsak, bölüşürsek büyürdü.

Ama ne yazık ki Kuzey ve Minyon henüz bunu öğrenememişlerdi. Bunu onlara öğreteceğimi düşünüyordum.

Onlar bana saldırsa da, asla saldırarak cevap vermiyordum, korktuğumu sanıyorlar ama korktuğum için değil onlara zarar vermemek, sahibimi üzmemek için kaçıyordum.

Tüm canlıların olduğu gibi, kedilerin de duyguları var, hem de çok güçlü, asla nankör değillerdir, kendilerini korumak dışında tırnaklarını göremezsiniz.

Bir sokak kedisinin yürek mırıltısıyla anlatmaya çalıştım. Minyon, Kuzey ve Mimi olarak, güzel anılar biriktireceğimiz günlere,

Ebru Oğuzhan Yeter

1967'de Ardahan Göle'de doğdu. 1985 yılında hayatımın üniversitesi dediği İş Bankası 'nda çalışmaya başladı. 2008 'de emekli oldu. O tarihten itibaren Atatürkçü Düşünce Derneği ve Fethiye Yerel Tohumlar Derneği başta olmak üzere aktif olarak görev alıp çalışmaktadır.