Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşim Dönemleri

Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşim Dönemleri

Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşim Dönemleri

Türkçenin yabancı dillerle etkileşimi genelde 4 dönemde ele alınmaktadır.

     1 – İslâmiyet’ten önceki dönem,

     2 – İslâmiyet’ten sonraki dönem,

     3 –Tanzimat’tan sonraki dönem,

     4 – Atatürk’ten sonraki dönem.

 

    1–İslâmiyet’ten Önceki Dönem

   İslâmiyet’ten önceki dönemde Türkçenin etkileşim içinde olduğu diller, Çince, Sanskritçe ve Tibet dilleridir. Uygurlar döneminde Budizm, Maniheizm, Brahmanizm gibi dinlerin kabul edilmesiyle Uygurcaya yabancı sözcük girişi olmuşsa da, bu dönemde Türkçedeki yabancı sözcük oranı sadece %1’dir.

    Ancak Bilge Kağan, bazı beylerin yabancı adlar alması üzerine Kültigin Yazıtı’nda yer alan şu sözleriyle dildeki olumsuzluğa müdahale eden ilk Türk devlet adamı olmuştur.‘Türk beyler Türk adını bıraktı. Çin’deki beyler Çin adı alarak Çin Kağanı’na bağlandı’

  2–İslâmiyet’ten Sonraki Dönem

    İslâmiyet’ten sonraki dönemde Türkçenin etkileşim içine girdiği diller Arapça ve Farsça olmuştur. Arapça ve Farsçanın Türkçeye etkisi zaman içinde gittikçe artan bir Özenti Alıntısı şeklinde gerçekleşmiştir. İslâmiyet’e geçişten sonra, alfabe değişikliğine rağmen ilk yazılı metinlerde Türkçenin gözetildiği görülmektedir. Sadece Türkçede karşılığı olmayan namaz, abdest, oruç, sünnet, farz, ezan gibi dini terimler Bilgi Alıntıları olarak dile yerleşmiştir.

Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşim Dönemleri

Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşim Dönemleri

    Ancak dilin öneminin yeterince farkına varılamamasından dolayı, Türkçeye sözcük girişi zamanla tamamen Özenti Alıntısına dönüşmüş, bazı aydınlar yabancı sözcüklere karşılık bulmaya çalışmadıkları gibi, Türkçede var olan sözcüklerin bile yabancılarını kullanmışlardır.

Örneğin,

Türkçedeki dudak sözcüğü varken Farsça leb sözcüğünü, göz yerine dide / kaş yerine ebru / yanak yerine ruhsar / kirpikler yerine müjgan / gözyaşı yerine eşk vb sözcüklerini kullanmakta sakınca görmemişlerdir.

Zamanla dil bilinci eksikliği tam bir aymazlığa dönüşmüştür. Çoğu aydınlar, Türkçede güneş sözcüğü varken, hem Arapça karşılığı olan şems’i hem de

Farsça karşılığı hurşit’i; aynı şekilde, Türkçede ay sözcüğü varken, yine hem Arapçadaki kamer’i hem de Farsçadaki mah’ı kullanmışlardır.

Hatta bununla da yetinmemişler, bazı Türkçe sözcüklere garip karşılıklar uydurmuşlardır.

Örneğin, Türkçede gök kuşağı, sözcüğünün ebe kuşağı, ebem kuşağı, alyeşil kuşak, gibi birden fazla karşılığı varken, kimi aydınlar, Arapçadan alametler anlamındaki alaim ile gök anlamına gelen sema sözcüklerini Farsça kurala göre birleştirip alaim-i sema tamlamasını uydurmuşlardır.   

    Ancak birçok Türk bilim adamı, Türkçeye bu denli Arapça, Farsça sözcüklerin girmesine karşı çıkmıştır. 

Örneğin, Biruni, 11.yüzyılda yazdığı tıp kitabında, ‘Arapça ve Farsçanın bilim dili olamayacağını, bilimlerin Türkçe yazılması halinde, ilerlemenin daha kolay olacağını’ yazmıştır.

Yine 11.yüzyılda Kaşgarlı Mahmut Divanu Lügati’t Türk adlı eseriyle Türkçenin Arapçadan, 15.yüzyılda Ali Şİr Nevayi Muhakenetül Lügateyn ile Türkçenin Farsçadan daha gelişkin bir dil olduğunu ortaya koymuşlardır.  

    İşte dil bilinci eksikliğinden kaynaklanan bu gibi nedenlerden dolayı, Karahanlılar döneminde yazılan Kutadgu Bilig’de %1–2 olan yabancı sözcük oranı, yaklaşık 150 yıl sonra yazılan Atabetül Hakayık’ta %26’ya kadar çıkmıştır. .  

    Halk ozanları eserlerinde Türkçeyi kullanmaya özen göstermişlerdir, ama onlarda bile çok yüksek oranda olmasa da yabancı sözcük kullanımı artmıştır.

Örneğin, Türkçenin bugüne gelmesinde çok büyük katkısı olan Yunus Emre’nin eserlerinde yabancı sözcük oranı %13’tür. Bu oran Yunus Emre Divanı’nın bazı bölümlerinde %22’ye çıkmıştır.

     Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da kurulan Türk Beylikleri döneminde, bazı beylikler Arapçayı bazı beylikler Farsçayı resmi dil olarak kabul edince Türkçe daha da savunmasız kalmıştır.    .

    Türkçedeki yabancı sözcük oranı o denli artmıştır ki, Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277’de şu buyruğu(ferman) yayınlayarak dildeki yabancılaşmaya karşı çıkmıştır.

‘Şimden gerü hiç gimesne, kapıda, Divan’da, Meclis’te, seyranda, Türk dilinden özge söz söylemesinler’ (6)

    Ancak Karamanoğlu Mehmet Bey’in Buyruğu Türkçenin yok oluş sürecini durduramamış, yabacılaşma süreci artarak devam etmiştir.

Fuat DUYMAZ – Dil Giderse Ne Devlet Kalır Ne Millet-Kamer Yayınları 2 Baskı-Sayfa 90