Sabataycılar ve Türk Sağı

Sabataycılar ve Türk Sağı

Sabataycılar ve Türk Sağı

Sabatay Sevi ile ilgili çok fazla bilgi ile başlamayacağım. Zaten bu adı google‘da arattığınızda bile  fazlası ile bilgiye boğuluyorsunuz.  Özetle kendisi 18. yüz yılda Osmanlı topraklarında doğup, yaşamı bir Yahudi din adamı.

Onu özel yapan bir dönem mesih-peygamber olma iddiası ile Yahudileri (özellikle Selanik Yahudileri) arasında taraftar bulması, sonra kendisi ve taraftarlarının açıkta Müslüman, gizlide Yahudi olarak yaşaması ve bu günlere kadar varlıklarını sürdürmeleri.
Sebataycılık her zaman tartışma konusu oldu. Atsız’dan itibaren faşistler her yerde Sebatacı aradı ve işine gelmeyen her Rumeli göçmeninlerinin ya da her hangi birisini Sebataycılıkla suçladı.
Genelde ülkemizde sağcılar, canlarını sıkan hemen herkesin atalarında Ermenilik, Rumluk vs araması geleneksel hale geldi.
Hele de buldu mu mal bulmuş Mağribi gibi saldırması da yok mu?
Sabataycılar kendilerini gizlemeye çalışırmış bile olsalar, hem kalabalık olmaları, hem de bir çok alışkanlıkları nedeniyle gizli kalmamışlardır.

Sabataycılar ve Türk Sağı

Bir ortamda önce kendilerinden olanları selamlamaları, yeme-içme konusunda Seferad Yahudiliği alışkanlıklarını devam ettirmeleri (örneğin et ile sütü bir arada yemezler, bu yüzden İskender kebab yemezler.). Kendilerine özel törenleri nedeniyle her Sabataycıların hepsi hem Osmanlı, hem de Türkiye cumhuriyeti devletinde bilindi.
Hatta yıllar önce haklarında bir yazı dizisi okumuştum. Sabataycı olduğunu iddia eden ve adını vermeyen kişi, hepsinin pasaportlarının ilk (ya da son muydu) iki rakamının hep aynı olduğunu yazmıştı. Yani hepsi biliniyordu.
Sabataycılar, Müslümanlar için Yahudi, Yahudiler için Müslümandılar.
Siyonistler onları aralarına almadılar. Çünkü Sabataycılık sadece kendisini Müslümanmış gibi gösteren Yahudiler değildi. Onları bu yaşam tarzına iten Sabatay Sevi’ye olan inançlarıydı.
Yoksa Yahudiler, Osmanlı döneminde hiç  isyan etmemiş, kimse onlardan din değiştirmesini istememişti.
Onlar, bir Sabatay İsrail’i düşlüyordu. Yani Müslüman gibi yaşayan ve Sabatay’ın dönüşünü bekleyenleri Filistin’de kurdukları bir devleti düşlüyorlardı.
Sabataycılar Müslüman da sayılmadılar ve onlara hep şüphe ile yaklaşıldı. Gazeteci Hasan Tahsin bile, Yunanlılar General Nurettin Sakallı’nın linç ettirdiği İzmir Metropoliti Hirisostomos Kalafatis’in heykelini Atina’nın ortasına diktikten sonra yaptıkları hatırlandı ve heykeli dikildi.
Soner Yalçın’ın kitabından sonra sağcılar, Bülbülderesi mezarlığındaki taşlardaki soy isimlerden Sabataycı avına çıktı. Oysa en başta, o mezarlıkta sadece iki parsel onlara aitti. Sonra Sabataycıların aldıkları soy adlarını, diğer inançlardan insanlar da almayacak diye bir şey yoktur.
Gene de sağcılar, çılgınlar gibi soy adlarından Sabataycı avı başlattı. Soner Yalçın’ın kitabının yaygın olduğu zamanlar, yani doksanlar sonu, iki binler başında iyice çılgınlığa döndü.
Herkesi Sabataycı ilan ederken, bazı kişiler vardı ki, onlarla ilgili olarak sağcılar pek konuşmaz.
Bunların ikisi kayınçodur. Evliyazade Hacı Mehmet Efendinin üç damadı idam ile ölmüştür, üçünün de idamı siyasidir.

Sabataycılar ve Türk Sağı

Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve İttihat ve Terakki partisinin meşhur komitacısı Doktor Nazım bey.
Adnan Menderes ile ilgili olarak çoğu cami ve mederese olan İstanbul’da bulunan yedi binden fazla tarihi binayı yıktırması.
Diğeri de 27 Mayısçıların Demokrat partiye karşı tüm öfkelerinin üç kişinin üzerinde toplanmasıydı. 27 Mayıstan sonra, Yassıada’da hapis yatanlar dahil hemen her Demokrat partili, darbeden sonra siyasete devam etmiş, parti kapatılsa bile, il ve ilçe başkanlarına pek bir şey olmamıştır.
Daha 1962 seçimlerinde Demokrat partinin devamı olduğunu bağıra bağıra söyleyen dört parti seçime girmiş, biri koalisyon ortağı olmuş ve daha sonra 1965’de tek başına iktidar olmuştur.

27 Mayısçıların üniversitelerden attığı 147 öğretim üyesi solcuydu.

Aziz Nesin  bu dönemde Bursa’ya sürgün gitti.
Burada şu soruyu sormalıyız, neden sadece o üç kişinin idamında ısrar edildi. Dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar idam edilmedi ve darbeden kırk küsur yıl sonra eski cumhurbaşkanı olarak, yüz yaşında televizyonlara çıkıyordu.
Bayar’ın 27 Mayıs hükumetince idam edilmemesinin sebebi yaşlı olması ya da Cemal Gürsel’in araya girmesi olduğu iddiası bana saçma geliyor.
Seyit Rıza asıldığına 65’i bırakın, 70.’de üzerindeydi. Erdal Eren 17.’de bile değildi.
147 solcu öğretim üyesini görevden alan, milli mücadele tecrübeli subayları (EMİNSU’lar) zorla emekli eden, Aziz Nesin’i sürgüne gönderen, bildirisini 1944 Irkçılık-Turancılık davası sanığı Alparslan Türkeş tarafından NATO’ya  CENTO’ya (dili sürçmüş ve senato demiştir) bağlıyız diye başlayarak okunan 27 Mayıs darbesini solculuk adına sahiplenmek ne büyük bir gaflettir.
Alparslan Türkeş demişken, onu  bir numaralı akıl hocası Atsız değil midir? Atsız’da Türkiye’nin en ünlü Sabatacı avcısı (Atsız onlara Selanik Dönmeleri derdi) değil miydi?
(İşin ilginci Atsız’da bir dönem, öğretmen olarak çalıştığı bir özel okul yüzünden gizli Sabataycılıkla suçlanmıştı. Gerçi ırkçı olmasından dolayı Ermenilir, Rumluk vs her türlü etnik özellik özellik Atsız’a mal edildi).
27 Mayıs duruşmalarını dinlediğimde-izlediğimde ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti. Özellikle Adnan Menderes, mahkeme üyelerine karşı çok aşırı nazikti.
Diğer yargılananlar ise, zorla geldim ama bu mahkemeyi tanımıyorum havasında, zorlama bir resmi nezaket, yer yer ukala cevaplar ve sert ses tonu ile konuşuyordu.

Sabataycılar ve Türk Sağı

Sonra dikkat ettim ki,  mahkeme heyeti de genelde sadece Adnan Menderes’e karşı kaba davranıyor, diğerlerine karşı çok da kaba olmuyordu. Sonra bir keresinde de Fatin Rüştü Zorlu’ya benzer kabalıkta bulunduklarını fark ettim.
Gardiyan ve güvenlikle görevli subayların da, genel olarak bu önemli üçlüye karşı daha kabaydılar ve nedense Demokrat Partinin on yılının sorumluluğu, aynı üç kişinin üzerine atılmıştı.

Ortada hiç konuşulmayan bir gerçek var.

Darbecilerin Menderes ve arkadaşlarına öfkesinin asıl sebebi,  onları Sabataycı sanmasıydı. (Ben böyle bir iddiayı ortaya atacak değilim. Öyle olmaları idamlarını meşru yapmayacağı gibi, iktidar sürecinde yaptıkları suçları da aklamaz).
Yoksa Celal Bayar ya da diğer Demokrat partililer de 27 Mayıs’tan böyle kolay kurtulamaz, 12 Eylül’ü yaşayan Demirel, öyle çabucak partisinin başında 1965’de başbakan olmazdı.
27 Mayısçılar, Adnan Menderes ile ilgili düşüncelerini halka anlatamadılar. bunun iki sebebi vardı.
Birinci halk için Menderes, çok partiye geçişi sağlayan ve tek parti iktidarını deviren efsaneydi.
İkincisi de, tıpkı doksanların sonunda olduğu gibi cadı avı başlaması sorunuydu.
Bu cadı avından, Sabatay Sevi’nin öz torunu, modacı Cemil İpekçi’de nasibini aldı. Aslında Selanik kökeni ile alakası olmayan Tokat’lı akrabaları işinden oldu, gizli Yahudi diye mimlendi.
Oysa Sabataycılar,  çoktan Müslümanlara kız alıp vermeye başlamıştılar. Kendisi bir zamanlar Türk Hava Yolar hosteslerinin ve İstanbul simitçilerinin üniformalarını tasarlıyor, muhafazakar eşcinselim diye ortalarda dolanıyordu.  Şimdilerde pek ortalıkta görünmüyor.
Sonuçta kendisi ve arkadaşları  siyasi değil, ırkçı bir öfkenin sonucu olarak öldürüldü.
Aile bireyleri daha sonra siyaset yapmaya çalıştılarsa da, tutunamadılar, aile içinde kazlar ve intiharlar öyle çoğaldı ki, Kenedy laneti gibiM bir Menderes lanetinden söz edildi.
Oğlu  Aydın Menderes  aileden siyasete atılan son kişi oldu. 1996’da geçirdiği trafik kazası sonrası hatalı müdahale (karga-tulumba taşınması) yüzünden felç kaldı,  2011’de öldü.
Soner Yalçın’ın kitabından sonra Menderes ve arkadaşlarının ailesi, önce siyasetten, sonra sağ kanattan uzaklaştı.
Babalarının ve dedelerinin yargılandığı Yassıada, orjinalliğinden koparılıp, bir sürü beton yapı ile müze yapılırken,  hiç biri açılışta yoktu.
Sinan Kemal