İnebahtıda Kesilen Kolumuz

İnebahtıda Kesilen Kolumuz

İnebahtıda Kesilen Kolumuz

Ülkemiz üç yanı denizlerle çevrili ve denizcilik bakanlığımız yok. Cumhuriyet tarihimiz boyunca denizcilik müsteşarlarının çoğu da çoğu, tıpkı İnebahtı yenilgisi sırasında donanmanın başında olan Müezzinzade Ali Paşa gibi karacı, hemen hemen hiç denizcilik yapmamış, hatta gemiye bile binmemiş kişilerdir.

Ben de aslen Erzincanlı, doğma büyüme Ankaralı biri olarak deniz insanı değilim. Günü  birlik yat gezileri dışında Heybeli adaya ve Bozcaada’ya seyahatlerim dışında gemiye binmiş değilim. Gene de denizcilikle uzun zamandır ilgiliyimdir.

Emekli amiral ve kumpas gazisi Cem Gürdeniz’in Mavi Uygarlık adlı kitabını okuyunca, bu konuda yazmaya karar verdim.

Bu ilgim, deniz adamlarının en az iki bin dolar ve daha fazla maaş aldıklarını öğrenmemle oldu. Sonra Türkiye’nin ithalat ve ihracatının %90’nından fazlasının deniz yolu ile yapıldığını öğrendim.

reklam

Fakat Türkiye’de denizciliği, kabotaj hariç çoğunlukla yabancılar yapıyor ve ticaret filomuz Yunanistan’ın bile gerisinde.

En kötüsü de yolcu taşımada şehir hatları haricinde yok gibiyiz. Koca Karadeniz kıyısı, otobüslere teslim.

Sebebi de Karadeniz’in fırtınalı ve dalgalı olmasına bağlanıyor.

Cem Gürdeniz bahsetmemiş ama bence çift gövdeli gemiler ve havayastık (howarcraft) gemiler ile bu sorun çözülebilir ve Karadeniz kıyısından İstanbul’a uzanan otobüs kirliliği azaltılabilir.

Bir kaç yıl önce Sinop’a gezmeye gitmiştim. Turist rehberliği de yapan (aslında mühendisti, tercümanlık ve emlakcılık da yapıyordu). Sinoplu arkadaş,  eskiden Karadeniz’in üç limanı var dediklerini söyledi; Temmuz, Ağustos ve Sinop.

Zira havasına zerre güvenilmeye Karadeniz’de öyle her mevsimde limana girmek, korunaklı bir liman olan Sinop hariç, mümkün değildir.

Oysa bu gün modern gemi mühendisliği pek çok  sorunu büyük ölçüde çözmüş bulunmaktadır.

Bir türlü yapılmayan Trabzon-Erzincan demir yolu ile Trabzon; İran’ın Balkan yarımadası, Rusya ve Doğu Avrupa’ya açılan kapısı olabilir.

Hatta Trabzon limanı bu şekilde Afganistan, Pakistan gibi ülkelere de hizmet edebilir.

Denizcilikte İnebahtı’nda kesilen kolumuz halen uzamadı. Denizcilikte her açıdan geriyiz.

Deniz turizmi, deniz madenciliği (başta petrol ve doğal gaz olmak üzere), deniz taşımacılığı (yük ve yolcu) ve balıkçılık.

Hatta deniz edebiyatında da yokuz. Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat hariç Cumhuriyet döneminin deniz edebiyatı yoktur. Altı yüz yıllık Osmanlı tarihinde o da yoktur.

Sadece gemi sökümünde öndeyiz. Bunun sebebi de eski gemilerde çok kullanılan asbest maddesi.

Asbest; akciğer kanserinin 2. (birincisi sigaradır), deri kanserinin 1. sebebidir. Bu yüzden de gemi sökümünde rakiplerimiz Hindistan, Bangladeş gibi gelişmemiş ülkeler.

Geçen sene kaza sonucu batan bir İtalyan yolcu gemisi vardı ya?

İnebahtıda Kesilen Kolumuz

O de gemi bir ara sökülmek üzere Aliağa’ya getirilecekti. Ancak devasa ve asbestsiz metal dağını Türklere kaptırmak istemeyen İtalyanlar; antlaşmayı bozup, söküm işini Cenova’ya götürdüler.

Ülkemizin acilen denizcileşmesi, bunu için de bol bol denizci yetiştirmesi gerekiyor. İnebahtı’da kesişen kolumuzu yeniden uzatmamız gerekiyor.

Bir öğretmen olarak benim yapabildiğim, öğrencileri denizcilik mesleğine teşvik etmek.

Bunun için en büyük silahım işsizlik bir yana maaşların çok iyi olması.

Geçen seneki mezunlardan iki tanesi denizciliği seçti. Çok da memnunlar, maaşlar halen çok yüksek ve işsizlik yok.

Gene de denizcilik pek çok gencin ilgisini çekmiyor. Sebebi de denizciliğin yaşam koşulları.

Gemi zaten büyüklüğü bellidir, bir de yetkiniz yüzünden giremiyceğiniz yerler vardır.

Gemiler eskisi kadar kara görmeden aylarca denizde kalmıyor ama modern dev gemiler yükleme-boşaltma için günlerce limanda beklerken, liman sahibi ülkenin kanunlarına göre karaya ayak basamayabiliyorsunuz.

Tanıştığım bir gemici, bu şartlar yüzünden tecrübeli eleman yokluğundan bahsetti.

Dolar ile verilen maaşı fazla da harcayamayan denizciler, kırklı yaşlarında kabotaj veya şehir içi hatları gemilerine geçip, karada kendilerine iş kuruyorlarmış.

Oysa asgari ücretle madenlerde çalışılan bir ülkeyiz.

Asgari ücretin de, Avrupa’da en düşük olduğu birkaç ülkeden biriyiz.

Sorun gurbetçilik ise, gurbetçi bir ülkeyiz. Babam harfiyatçıydı, harfiyat kamyonu vardı ve her sene Marttan, Ekim’e kadar ailecek babamızı görmezdik.

Babam da öyle şehir merkezlerine çalışmazdı, şantiyeleri genelde hep dağ başlarıydı.

Pek çok gencimizin denizci olmak istememesi, deniz kültürümüzün olmaması. Bir an önce deniz kültürümüzü yeniden oluşturmak; İnebahtı’nda kopan kolumuzu yeniden uzatmak zorundayız.

Sinan Kemal

Araştırmacı; Yazar