Atatürkçülük ve Pandemi

Atatürkçülük ve Pandemi

Atatürkçülük ve Pandemi

Yeni iktidara gelen politikacıların meşhur bir sözü vardır; ENKAZ DEVRALDIK. Bu sözün doğru  olduğu zamanlar olmuştur.

Cumhuriyet Osmanlıdan tam bir enkaz almıştır. Osmanlıdan kalma hiç bir ağır sanayimiz olmadığı gibi, hafif sanayimiz de yoktur. Çoğu İstanbul’da Beykoz porselen fabrikası gibi yerlerdir.

Osmanlı’nın Anadoluyu nasıl bakımsız bıraktığına tarihi eserler şahittir. İstanbul ve Bursa dışında Anadolu şehirlerinde Osmanlıdan kalma mimari eser yoktur.

Bir köprü, cami, kervansaray ve benzeri bir eser Selçuklu ya da beylikler döneminden kalmadır.

Bazı paşalar, doğup, büyüdükleri şehirlere bir kaç eser bırakmışlardır, o kadar. Ankara’da Abidin Paşa, Balıkesir’de Zağanos Paşa, Isparta’da Halil Hamit Paşa  falan.

Atatürkçülük ve Pandemi

Gene de İstanbul, Bursa ve Edirne dışında öyle görkemli bir Osmanlı yapısı bulmak zordur. Bütün tarihi yapılar Beylikler, Selçuklu ve öncesidir.

Anadolu Osmanlı tarihi boyunca da isyanlar, özellikle Celali isyanları boyunca hırpalanmıştır.

Bir de kamu oyuna genelde bir sosyoloji profesörü olan Emre Kongar tarafından yayılan yanlış bir bilgi vardır, Celali isyanlarının Alevi isyanı olduğu.

Osmanlı, Alevi ve Celali isyanlarını birbirinden ayırmış, Celali liderlerinin pek çoğu ile anlaşıp, onları askeri birlik gibi Balkanlarda ve Girit fethinde kullanmıştır.

Alevi isyanlarında ise kesinlikle uzlaşmaya varmamış, sonuna kadar ezme politikasına gitmiştir. Celalilerin içine bazı dönemlerde Aleviler olmuşsa da,  azınlıkta olmuştur.

Büyük Celali liderlerinin hepsi (Yaşar Paşa,  Karayazıcı, Kalenderoğlu, Canbulatoğlu, Çomar Bölükbaşı, Köroğlu ilk aklıma gelenler) Sünni ve Türktür.

Yılların bakımsızlığına on yıllık harpler silsilesi (1911-1921; 1. ve 2. Balkan, 1.Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı) ülkeyi hepten enkaza çevirmişti.

Bu enkazın önemli bir kısmı da epidemiyolojik, yani salgın hastalıklardı. Ülkede sağlık alt yapısı yetersiz olduğu gibi, salgın hastalıklarına karşı önlem alacak bir örgütlenme de yoktu.

Bu dönemde önemli bir mücadele de salgın hastalıklarla mücadeleydi ve ilk hedef aşılama kampanyalarıydı.

Sorun sadece karantinayı sağlamak ve aşıları halka ulaştırmak değildi, halkı aşının gerekliliğine inandırmak da gerekiyordu.

Atatürkçülük ve Pandemi

Üfürükçü tayfasının iki temel düşmanı vardı, öğretmen ve sağlıkçı. Pek çok cübbeli şarlatan uzun yıllar modern sağlık yöntemlerine karşı çıktı.

Osmanlının  başkenti İstanbul bile doğum hastanesi fikrini garipsemiş ve Zeynep Kamil doğum hastanesine uzun süre Piçhane  demiştir.

Çünkü doğum evde olmalıydı ve hastanede doğum yapmak şüpheli bir işti. (Kaynak, Sunay akın. Gene ona göre Kanuni devrinde musluk kullanmanın, yani suyu engellemenin de günah olduğu söylenerek, geceleri musluklar kırılmış. Cahillik işte)

Bunun için dev bir sağlıkçı ordusu kuruldu. Sıtmaya karşı kinin tabletleri götürüldü, bataklık alanlar kurutuldu.

Sağlık, temizlik gibi nankördür, çabuk unutulur ve biraz yapmaya ara verdiniz mi, hiç yapılmamış gibi olur.

Seksenli yıllarda bile aşılama bir sorundu, basit aşı ile durdurulabilecek hastalıklar ölümlere yol açıyordu. Devlet salgınlara karşı sadece sahada değil, ekranlarda da savaştı.

Metin Akpınar ve Zeki Alasya, tiyatrolarının ekibiyle yıllarca aşı propagandalı yaptı. Zeki Alasya’nın söylediği; Haydi büyükler aşıya söz slogan oldu.

Daha doksanlarda bu salgınlar azıcık yatışır yatışmaz yavaş yavaş aşı karşıtları ortaya çıktı. İki binlerden sonra da taban bulmaya başladılar.

Bu süreçte sağlık ocakları kapandı, yerini aile hekimliği denen, uzman olup da ne uzmanı olduğu belli olmayan kurumlar aldı.

Bu kurumların amacı işçi sınıfı sigortasına güvenip de sağlık sistemini meşgul etmesin diye oyalamaktı.

Kapitalizm salgın hastalıkları unutmuştu. Ona göre salgın hastalıklar geri kalmış ülkelerde olurdu bu zamandan sonra.

Oysa salgın her an olması muhtemel bir felakettir. Devletler deprem, sel, fırtına ve yangınlar gibi, salgın hastalıklara karşı da hazırlıklı olmalıdır.

Salgının Avrupa ve Amerika’da bu kadar büyük salgına dönüşme nedeni kamusal sağlığı, yani devletçiliği unutmalarıdır.

Halkın sağlığı, devletin sağlığıdır,

Sinan Kemal