Evlilik Aşkı İktidar Da İdeolojiyi Öldürür

Evlilik Aşkı İktidar Da İdeolojiyi Öldürür

Evlilik Aşkı İktidar Da İdeolojiyi Öldürür

Okulların virüs sebebiyle kapanmasına az kala, okulun pansiyonunda öğretmen arkadaşlar oturmuş, konuşuyorduk.

Konu bir yerde gençler arasında süratle yayılan Deizm, Ateiz, Tengricilik gibi akımlara geldi.

15 Temmuzdan sonra türbanlı sayısında ki dramatik azalmadan, 11. sınıflar ile 9. sınıflar arasında bile fark edilen değişimlere geldi konu.

Öğretmen arkadaşlardan biri, dönemden memnun olmadığını söyledi.

Baş örtüsünü kazandık ama çok şeyi kaybettik, dedi.

Özellikle 15 Temmuzdan sonra gençliğin muhafazakarlıktan kaçışından, her geçen gün camiye gidenlerin azalmasından, sıradan insanların din ve muhafazakarlıktan sıkılmasından bahsetti.

İktidarın ekonomik  ve toplumsal uygulamalarından da rahatsızdı.

Sonra da muhafazakar, taşra da kalmış kitlenin iktidar özleminden bahsetti.

Bu kitlenin memur olamama, akademisyen olamama sorunları kullanılarak kandırıldığını söyledi.

Sonra, keşke hiç iktidar olmasaydık, ben özel sektörde gene paramı kazanırdım, dedi.

Evlilik Aşkı İktidar Da İdeolojiyi Öldürür

Aklıma Oya Baydar’ın Elveda Alyoşa adlı hikaye kitabının sonunda, Berlin Duvarının yıkılmasından üzüntü duyan ve intihar eden bir Alman’ın öyküsünü anlatır.

Yıllardır ayrılan toplumun birleşmesinden bile rahatsızdır.

Kendisi komünist bir ailenin çocuğudur ve Nazi rejiminden çok çekmiştir.

Nazi gençliği onu, komünistin  oğlu diye çok aşağılamıştır. Kızıl orduyu sevinçle beklemiştir.

Sosyalist doğu bloku ülkeleri, sadece Rus-Sovyet zoru ile kurulmamıştı.

Bayağı bir imanlı sosyalist-komünist kitle barındırıyordu.

Ekim devriminden sonra orta ve doğu Avrupa büyük çalkalanmalar yaşamış, komünist ihtilallerin uçlarından dönülmüştü.

Sonra faşist-milliyetçi iktidarlar ve Nazi hakimiyeti gelmişti.

İşte bütün bunların sonunda, özellikle işçi sınıfı arasında Sovyet askerlerini coşkuyla karşılayanlar vardı.

Yıllardır özlemini duydukları iktidara kavuşmuşlardı.

Herkesin Tanya olarak tanıdığı Haydee Tamara Bunke Bider, Arjantin’de doğmuş, Alman Demokratik Cumhuriyetinde yetişmiş, Che ile Doğu Almanya seyahati sırasında tanışmıştı.

Babası Nazilerden kaçmış ve Sovyet rejimi kurulunca heyecanla Doğu Almanya’ya dönmüştü.

Kendisi de romantikçe devrim heyecanına kapılmıştı.

Bolivya’da Che’le beraber ölenler arasındaki tek kadındı.

Oysa yıllar içinde bütün bu sosyalist-komünist eğitime rağmen, pek çok politeknik okullara rağmen onlarca genç pek çok sağcı, kapitalist yetişiyordu.

Gençler yasak radyolardan batı radyoları çalıyor, Doğu Alman, Almanca yarışmalarının ödülü bile İngiliz grupların şarkıları oluyordu.

Bu kadar imam hatip, din dersi ve benzeri propagandaya rağmen Ateist-Deist yetişen gençler, sosyal medyayı saran Atatürkçü akımlar da bu durumun benzeridir.

Bazı gençlerin Atatürkçü olmadıkları halde Atatürk tişörtleri, hatta dövmeleriyle dolaştıklarını öğrendiğimde küçük çaplı bir şok yaşamıştım. Meğer sebebi kız  arkadaş edinmekmiş.

Gezi günlerinde bazı AKP trollerinin Atatürkçü görünüp, kız tavladığı ve yatağa attığı yalanları pek çok Akpli erkeği böyle iki yüzlü yaşam tarzına itmiş. 

Benzeri iki yüzlülüğü Akp’li, sağcı-muhafazakar kızlarda da görüyoruz.

Burada ise sebep biraz farklı.

Kadın cinayeti işleyenlerin tamamına yakınında bir muhafazakarlık ve erkek egemen sağcı ideolojileri sahiplenmek var. 

Şimdi pek çok ebeveyn çocuklarına, Elveda Lenin filmindeki annenin oğluna baktığı gibi bakıyor. 

Filmde, inançlı bir sosyalist olan anne, oğlunu iktidar karşıtı bir gösteride görünce bayılıyor, ardından komaya giriyor ve komada olduğu 8 ay içinde Berlin duvarı yıkılıp, Doğu Almanya tarihe karışıyordu.

Sonra annenin ömrünün az kaldığını öğrenen çocukları ondan Doğu Almanya’nın yıkılışını saklıyorlardı.

Batı Alman ürünlerini doğunun kutularına koyuyor, sahte televizyon programları falan yapıyordu.

Almanya’da komünist ideallerin dışında bir yaşam vardı.

1945-50 arası doğan çocukların yaklaşık üçte birinin babası Rus askeriydi. (Ruslar bunu ta Çar Korkunç İvan’dan beri, bir çeşit cezalandırma olarak kullanıyormuş. En son Bosna savaşında Sırplar da böyle bir uygulama yapmıştı.)

Ülke, inanılmaz bir polis devletiydi.

KGB’den sonra komünist Varşova paktının en büyük ikinci istihbarat örgütü de her ne kadar Batı Almanya’da yakalanan ajanları ile ünlü de olsa, asıl işi halkı kontrol etmekti.

Yüz binlerce insan hakkında  çok  ayrıntılı bilgiler toplanmış, o zamanın teknolojisi gereği metreler, hatta kilometrelerce film, milyonlarca kaset, rejim yıkılınca, imha çabalarına rağmen ortaya çıktı.

Elveda Lenin filminde olduğu gibi özellikle gençler, anne-babaları sıkı komünist ya da üst düzey olsa da sloganları dinlemiyor, ütopyalara kanmıyor, vaatlere inanmıyordu.

Vaatler muhalefetteyken işe yarar, benzeri şekilde de sevgili iken vaat edilir, hayal kurulur.

Evlenince ya da iktidara gelince icraat beklenir. Sevgiliniz artık parfüm-deodorant değil, yağ-ter kokmaya. başlar.

Muhalefet lideriyken şiir okumanız karizmatik bir şeydir. İktidardaysanız bu bir saçmalıktır.

İdeolojinin-partinin iktidar olacağı anlaşıldığı ve ilk iktidar yılları da, evliliğin ilk yıllarına benzer.

Yeni evlilerin kurdeleli çay kaşıkları ve canım cicim aylarına benzeyen ilk yılları olur.

Partinin giderek artan sempatizanları, devlet için fedakarca çalışır ve bir çok yeni projeye imza atar.

Sonra sıkıntılar başlar.

O yakışıklı genç, alında asgari ücretli bir işçidir, o taş gibi güzel kız, yemek yapmaktan bir haberdir vs vs..

Bir söz vardır; kavuşamazsan aşk olur, kavuşursan b.k olur diye.

Gerçek ölümsüz aşklar, kavuşulamayan aşklardır.

İktidara gelince yapamadığınız icraatlar yüzünden romantizme sarılır, halen muhalefeti ve dış güçleri suçlarsanız, onca propagandaya rağmen gençliği kaybedersiniz.

Sinan Kemal