Sevgiye ve Sevdaya Olan İnançla

Sevgiye ve Sevdaya Olan İnançla

Sevgiye ve Sevdaya Olan İnançla

“Ah işte!
Beni bilirsin, farklı olmak isterim.
Herkes gibi hareket etmemeye özen gösterip,gerekirse saçmalaya bilirim.
Bilirsin! Kırmızı güllerin yanına iliştirilen süslü çukulataların ne kadar da tatsız bulurum.
O yüzden bu sevgililer günü,  uzun süre yapmadığım bir şeyi yapıyorum.
Oturdum sana mektup yazıyorum.”
Bir Kafka tadını hiç bir zaman yakalayamayacak olsamda içTence bir tat kalsın isterim hafızanda..

Mektuptan bahsedeyim,

Hatırlasana!
Bir nesildik postacı yolu gözleyen. Şimdilerde, “oyy oyy!”  anlatamayız değerini ve heyecanını o bitmeyen gün saymaları..
Aldığımız Bir deste mektup arasında kendi ismimizi zarfın üzerinde okuduğumuz anda kimden gelmiş merakıyla karşı ismi arama anı..
Havadan sudan derken,  duygulara dokunuş faslı başlardı sevgiyi anlatıp, sevdanın gücüyle üstesinden gelmeyi anlatırdın özlemle..
Çok zaman geçti ama, yaz desem yazar mısın aynı coşkuyla  bir daha?
Cevabını bekliyor, sevgiyle kucaklıyorum..
İnanmayacaksınız ama..
Ben bu satırları yazarken aldım aynı anda cevabımı..

Şöyle diyordu satırlar;

Var oluştan bu güne kadar cevabı aranan ama bir türlü tam olarak bulunamayan tek bir soru vardı
Sevgi nedir?
Şefkat,zevk,tercih, etkilenme, eğilim, emek, düşkünlük, meyil, hayranlık, tutkunluk, bağlılık, dostluk, alışkanlık…
Hepsi ya da Hiç biri
Yok…

Bir cevabı yok işte

Garibe göre  kendisiyle yürüyen yoldaş
Şaire göre yüreğe konulan çok ağır bir taş
Ozana göre ahu gözler üzerindeki bir çift keman kaş
Bazen de
Gözlerimizden istemsizce düşen iki damla yaş

Öyle bir duygu ki bu:

Aç, arsız, hırsız, huysuz ve doyumsuz
Nedendir bilinmez ama oldukça da munzur
Tüm bunların arkasında saklanan tek gerçek ise
Varlığınla hissettiğim bir yudum huzur
Bana huzur veren eşsiz insan sevgiler gününü kutluyorum..
Biz;
Bir kaç nesil öncemizden,  hafif ve naif adımlarla yürüyen değerli kişilerin,  her birine özgü duygu ve hisleriyle kaleme aldığı
benim de şu an yaptığım “özel ve kişiye ait” mektupların,  gün yüzüne çıkmasıyla, edebî esere dönüşmüşlüğüne tanık olup, bildiğimiz o tatlı heyecan verici duygu ile elimize alıp yaşamışcasına okuduk.
Nazım Hikmetin Vera’sı..
Cemil Meriç’in Lamia Hanım’ı..
Orhan Velinin Nahit hanım’ı..
Sabahattin Ali’nin,  Canım Aliye
Ruhum Filiz adına yazdığı mektuplarıyla
Yaşamları, aşkları, duyguları, içinde bulundukları sıkıntıları, seviçleri, kederli yıllarını, yıllar sonra dahi okurken hissesip yaşadık.
Tarihe düşen acıların derinliğini sezdik.
Ne güzel bir devirdi, bitti.
Günümüzde, ışık hızıyla, e mail kalitesiyle, kısaltmalı mesajlarla ilerleyen gençliğin “kendilerine has tarz ile” zamanlarını genişlettiğine tanık olup..
Aynı anda,  bizimle ilerlemiş olan edebi ve kültürel zamanın eridiğini,  kullandıkları günlük ana dilleri ile konuşma ve yazma yetilerini ne kadar sığlaştırdıklarını, nasıl yıpratıp daralttıklarını görüyoruz.
Ama edebiyat var oldukça, bilmediğimiz ülkelerin, bilmediğimiz sokaklarında hunharca katledilen gençlerin direnişini..
Bir sokak çingenesinin, ispanya kaldırımlarında başlayan sefil  hayatının ilham veren figürlerinin bir balerinin yükselişine ön ayak olma hikayesini..
Bir şarkıcının..
Bir şairin..
Bir ressamın..
Bir artistin..
Bir sokak köpeğinin..
Ve nicelerinin hikayelerini ..
Satır satır okumaya devam edeceğiz..
Hiç bir şey gizli kalmayacak.
 bir ülkeye ait bir çok  şeyi  değiştirebilirler ama o ülkelerdeki şehirleri, şehirlerdeki meydanları, meydanlardaki yaşanmışlıkları, gün gelir bir kitap arasındaki sokak lambası
Işıltısıyla, okur bulacağız kendimizi insanı duygularla kim bilir belki de hiç beklemediğin anda posta kutuna gelen bir mektupla.
Sevgiyle,
Dostça,
Aşkla..
Belki de bir Franz Kafka inancıyla,
“Birlikte yürüdük mü bilmiyorum.
Belki yalnız selamlaştık.
Önemli değil zaten! “
Sevgililer günün(üz) kutlu olsun!
İçTen