Deprem Artık Paniğe Kapılalım

Deprem Artık Paniğe Kapılalım

Deprem Artık Paniğe Kapılalım

Dün gece (24 ocak 2020) ülkemiz gene şiddetli bir depremle sarsıldı. Bundan bir kaç gün önceki deprem sırasında Yalova’daydım. Bu deprem de bundan bir kaç gün önce oldu. Merkezi Yalova’ya epey uzak olan Manisa olduğu halde üzerinde olduğum yatak yaklaşık 20-30 santim sağa-sola sallandı.

Geçen yazım ile bu yazım arasında çok bir zaman farkı yok ama ülkemiz bu kısa süre içinde pek çok deprem yaşadı. Bu kadar depreme akıllanmamız gerekirdi.

Oysa artık iş o durumda ki,  akıllanmamız değil, paniğe kapılmamız gerekli, özellikle beklenen İstanbul deprem ile ilgili olarak.

1939 Erzincan depreminden bu yana Kuzey Anadolu Fay hattı, her seferinde biraz daha batıya doğru olmak üzere deprem üretmeye meyilli.

reklam

1999 Gölcük depreminden sonra İstanbul açıklarında 30-40 yıl geçmeden bir deprem olacağı kesin gibi. Bu üç-beş yıl da olabilir.

Diyelim ki bir fırtına başladı ve siz de rota üzerindesiniz. Yapmanız gereken fırtınanın önünden kaçmak mı, fırtına yolu üzerindeki araziden para kazanmak mı?

1999 depreminden bu yana tek olumlu gelişme binaların daha sağlam olması. Bunun da ilk sebebi hazır betonun artık tüm ülkede zorunlu olması.

Zira o depremde yıkılmayan binaların çoğu, hazır betonla yapılandı. Bir de binalarda demir ve diğer malzemeler artık daha çok kullanılıyor ve daha özenli bir mühendislik var vs vs.

Deprem Artık Paniğe Kapılalım

Bunların yanında inşaatlarımız halen güvenli sayılmaz. Zira ülkemizde inşaat işçileri genelde en eğitimsiz sınıf olduğu gibi, en çok iş yeri değiştiren ve iş verenlerin sözüne en az uyan sınıf.

Öte yandan 2002 sonrası tüm binaların sağlam olduğunu varsaysak dahi, bu tarihten, hatta 1999’dan önce yapılmış ve halen kullanılan on binlerce bina var.

Kentsel dönüşüm en çürük binalardan değil, en karlı muhitlerden  devam ediyor. Kentsel dönüşüm adına yapılan ise, yıkılan binalar yerinde daha büyük binalar yapmak.

Oysa içme, kanalizasyon, doğal gaz, köprü ve otoyollar ne kadar sağlam, çok iyi diyebilir miyiz. 17 yılı muktedir tek parti iktidarı olduğu, deprem vergileri kalıcı olduğu halde altyapının kaçta kaçını yapabildik?

Yaptığımız diğer bir iş de tüm yeşil alanları, toplanma yeri bile bırakmayacak kadar binalarla doldurmak.

İnsanları İstanbul’u terk etmeye, ticaret ve sanayiyi Anadolu’ya yaymaya çalışmak yerine, inşaatçılar daha çok kazansın diye tersi teşvik ediliyor.

O boş alanların tek amacı toplanma yeri değil. Yoksa Amerikalılar bilmiyor mu Central Park’ı imara açmayı, göl manzaralı evler satmayı?

Bu sadece oksijen alma veya benzer bir durum da değil.

Japonya’da güneş kanunu var. Bir bina asla en yakınındakinin güneşi görmesini engelleyecek kadar yüksek olmamalı.

Bunun bir amacı da bina temellerine ve zemine esneyecek alan bırakmak olmasın sakın?

İktidarın hayali, koca boğaz varken ve boğazdan geçen gemiler her yıl azalıyorken (1990’sa Sovyetler Birliğinin dağılması ile Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler, Adriyatik denizi ve Atlas Okyanusu limanlarını kullanma ve buralara boru hattı döşeme imkanı buldu), bir de kanal yapmak.

İyi ki İstanbullu değilim ve İstanbul’da yaşamıyorum. Öyle olsa korkudan uyuyamazdım.

Herkes korkmamız gerekenin 7,2-7,6  gibi bir deprem olduğu söyleniyor. Oysa korkmamız gereken Kıyamet-i Suğra, yani 1509’daki efsanevi deprem.

Şiddeti muhtemelen 8’in üzerindeydi zira tsunamilerin boyu surları aşmış, Adalar’dan biri, içindeki minik Rum köyü ile beraber suya gömülmüştü.

Tsunamiler güneyde Bursa ovasını Uludağ’a kadar sele batmıştı.

Jeolog, sismolog, Jeofizikçi falan değilim, hatta liseli argosu ile söyleyeyim bir sözelciyim. Bana öyle geliyor ki, Silivri açıklarındaki 5,8 – 4,7 gibi depremler, çok daha büyük bir depremin habercisi.

Kanal İstanbul’a daha ilk kazma bile vurmadan, bu deprem öyle bir ekonomik yıkım yaratacak ki, iktidar mevcut projelerini bile yarıda bırakacak.

Sinan Kemal

Araştırmacı; Yazar

2 YORUMLAR

  1. Hallo, Ich finde den Aufbau der Webseite super. Macht bitte weiter
    so.

Comments are closed.