Ekonomik Güç

Ekonomik Güç

Ekonomik Güç

Bu hafta Devletçilik İlkesi kapsamında, “ekonomi” kavramı ile Millî Egemenlik ilkesi arasında nasıl bir ilişki vardır?  Sorusuna yanıtlar arayacağım. Katkılarınız olursa çok daha verimli bir çalışma yapmış oluruz.

Ben düşünmeye başlıyorum…

Sorumuzu cevaplayabilmek için devlet ve devletçilik ilkesinin tanımınlarını gözden geçirmem gerekiyor:

Devlet; toplum halinde yaşayan insanların, güvenlik ve düzen sağlamak, ortak ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurdukları teşkilattır.

Devletçilik; devletin ekonomik hayata müdahale etmesi, ekonomik hayatta rol almasıdır. Devletçilik ekonomik işlerin tümüyle bireylere bırakılmayıp bazılarının devlet tarafından yapılmasının daha uygun olacağını savunur.

Ekonomi kavramını yeniden anımsamak önemli; ekonomi (iktisat) insan ihtiyaçlarını tatmine yönelik faaliyetlerin tümüdür.

Atatürk’e göre ekonomi demek, her şey demektir, hayat demektir.

Yaşamak için, mutlu olmak için, kuvvetli bir devlet için, insanın varlığı için ne lazımsa, onların tamamı demektir. Tarım demektir, ticaret demektir, çalışmak demektir.

Günümüzde büyük devletler dediğimiz emperyalist ve kapitalist devletlerin en büyük güçleri sağlam bir ekonomiye sahip olmalarına dayanıyor. Çağdaş ve uygar bir devletin temelleride güçlü bir ekonomiye  dayanır.

Güçlü bir ulusun, uzun soluklu bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesi içinde ön koşul gene sağlam bir ekonomidir.

Ekonomi demek, herşey demekse Millî Egemenlik İlkesi ile arasındaki bağ nedir?

Aradaki bağı kurmadan önce Millî Egemenlik neydi, onun cevabını vermeliyim.

Milli egemenlik bir güçtür, kuvvettir. Bir baskı ve zorlamadır

Millî Egemenliği  bir araya getiren unsurları sıralarsak: Ülkenin nüfusu (insangücü, ordu), Ekonomik gücü (doğal kaynaklar, sermaye, üretim), Beyin ve bilim gücü (eğitim düzeyi, kültürel, bilimsel ve teknolojik birikim), Sosyal ahlak düzeyi.

Bu açıklamalardan sonra Milli Egemenliğin tam tanımını yapabiliriz. Sayıca insan çokluğu (nüfus, ordu); coğrafya, geniş ve çeşitli doğal kaynaklarla, kültür birikimleri, ekonomi, düşünce ve duygu hazineleri ile bir araya gelerek muazzam boyutlarda maddî ve manevî bir güce hayat verir ki, bu güce “Milli Egemenlik” adı verilir.

Yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip çıkarak üreten ve kalkınan bir Türkiye hayali ile Atatürk şöyle demiştir:

Yeni Türkiye devleti; temellerini süngü ile değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracak, bir iktisat devleti olacaktır.

Çok çalışarak ve üreterek tarımda ve sanayide devleşerek hatta markalaşarak güçlü bir ekonomiye sahip olabilirz.

Emperyallerin kukla devleti yerine tam bağımsız, milli bir ekonomiye sahip, tankını,tüfeğini, uçağını gemisini, ayakkabısını, çantasını ürebilen. Altınını kendi çıkarıp,  petrolünü işleyen yani içeride tüm kararları kendi alan şunun bunun oyuncağı olmayan  bir devlet.  Güçlü ve kendine yeterliliği yüksek ekonomik güç yaratan, siyasi bir nüfuz, özgür, diğer milletlere karşı kendini koruyan ve savunabilen tam bağımsız bir devlet.

Kısaca Devletçilik ve Millî Egemenlik aynı temeller üzerine oturmaktadır.

 

Meltem Karakoyun

21.08.2019