2019 Türk Gençliğinin Sinemaya Küsmesi

2019 Türk Gençliğinin Sinemaya Küsmesi

2019 Türk Gençliğinin Sinemaya Küsmesi

2019 yılının ilk altı ayında ülkemizde sinemaya gidenlerin sayısı, geçen senenin ilk altı ayına göre %45 düştü.

İlk anda buna pek çok sebep sayabilirsiniz, özellikle halkın alım gücünün düşmesi ya da insanların beleş siteleri tercih etmemesi gibi sebepler sayabiliriz.

Oysa ülkemizde sinemaya öyle fahiş bir zam gelmedi, hatta genel anlamıyla aynı kaldı.

Kaldırılan çeşitli bahanelerle promosyonlu bilet satışları (cips, hamburger menüsü bileti-indirimi),  öğrenci indirimi ve genelde çarşamba veya perşembe günleri olan halk günleri indirimleri falan.

reklam

Benim için asıl ilginç olan, krizin bu ölçüde diğer sektörlere yansımamış olması.

Mesela tiyatrolara gidenler %5 düşse, tiyatrocular, tiyatro batıyor, ölüyor diye ortalığı birbirine katar. Yazın Ankara iyice ıssızlaşır ama Vişnelik Çim Amfi biletleri anında tükeniyor. (Üstelik de hiç ucuz değiller)

Ankara boşalır derken, ciddiyim. Zengini zaten güneye göç eder, üniversite öğrencileri memlekete gider. İşçi sınıfı bile çoğunluk civar illerin (Çorum, Çankırı, Yozgat, Krışehir vs) köylüsüdür ve yazın köyüne döner. Buna rağmen Vişnelik Çim Amfi gibi pahalı etkinliklere müşteri bulunabiliyor.

Şimdi sorulması gereken asıl soruya geldik, neden diğer etkinliklere katılım düşmezken, sinema bu kadar düşmekte?

Bunun için olayların başına, yani Mars-Cinemaksimum ile Sinema yapımcılarının kavgasının başına gidelim. Her iki tarafında ne kadar çirkefleştiğini hatırlayalım.

Bir taraf, yani Mars tarafı, yeni Cem Yılmazlar çıkarırız diyerek Türk sinema sektörünü aşağıladı. Sistemi alan Koreliyi birilerinin uyarması gerekli.

Sokaklarda ölen, çorba parasına takılan Yeşilçam emekçilerinin devri geçti.

Türk filmciliği özellikle televizyon alanında çok iyiler ve ciddi ihracatçılar. Balkanlar, Rusya, Arap ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerinde iyi bilirler. (Hatta son dönemde pek çok dizi öncelikler Araplar için üretiliyormuş gibi geliyor bana) Öyle üç-otuz paraya çalışmazlar.

Ayrıca Cinemaksimum’da filme beş dakika geleni içeri almayıp, kırk beş dakika reklam izletmek, pahalı kolaları satmak için gelenlerin çantasını karıştırmak gibi müşteri kovan eylemlerde bulunduğunu da öğrendim.

Ya sinemacılar, üç kuruş için cumhurbaşkanına çıkmalar, sınıflandırma adı altında sansürü kabullenmelere ne demeli?

Zaten pek çoğu çok fazla reisçi takıldığı için muhalif gençliğin gözünden düşmüştü, ceplerindeki üç kuruşa göz dikerek iyice düştüler.

Üstelik Mars-Cinemaksimum tekeli size çalışırken durum iyiydi tabi. Recep İvedik bilmem kaç komedi filmleriniz veya Arapça kelime bilmem kaç korku filmlerinizin o kadar çok izleniyor olması, sinema salonlarının çoğuna hakim olan Cinemaksimum’un ve Mars grubunun salonları zorla sizin filmlerine ayırması ve bu yüzden pek çok güzel filmin Türkiye’de salon bulamadı veya geç gösterime girdi.

Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi vardır diye atasözümüz vardır.

İş Bankası, sansür ve siyasi baskının kokusunu alır almaz, kurduğu sinema kartelini Korelilere sattı, kendisini kurtardı. Ödeme vakti geldi.

Tiyatro ve konser veren sanatçılar ise, seyirciye saygısını koruduğu için ayaktalar. İcabında toplu alımlarda (sendika-dernek vs) ucuz bilet vermek,arada veya molada, oyun sonunda imza-selfi vermek gibi gönül alıcı eylemleri var.

Sinema sektörünün ise seyircinin gönlünü almak için daha çok yolu var.

Sinan Kemal

Araştırmacı; Yazar