Tarikat Nedir Tarikatlar Kimlerce Yönetilir

Tarikat Nedir Tarikatlar Kimlerce Yönetilir

Tarikat Nedir Tarikatlar Kimlerce Yönetilir – Tarikat yol, gidilen yön demektir. Genelde günlük dilde, dini gruplar ve mezhepten daha küçük dini gruplaşmalara denir. Amerikalı sosyologlar ise,  (lisansta okumuştum, İnternetten bulamadım sosyologların isimlerini, özür dilerim) tarikatı bir örgütlenme biçimi olarak görür.

Şimdi, lise sosyoloji kitaplarında, Alman Sosyolog Ferdinand Tönnies’in cemaat-cemiyet ayrımı vardır. Cemiyet, genelde şehir toplumu, sizli-bizli konuşan, ilişkilerin resmi işlemlerle yapıldığı toplumlardır. Cemaat ise, samimi, senli benli ve işlemlerin gayrı resmi olduğu toplumlardır. Cemiyetler genelde şehirler, cemaatler ise köylerdir.

Tarikat ise, hem insanların genelde yüz yüze ilişkiler kurduğu (yani cemaat olduğu), hem de  bir hiyerarşinin olduğu topluluklardır.

Bu hiyerarşi belirgin değildir.

Zira tarikatlar bürokratik örgütlenme değildir.

İnsanları böyle gayrı resmi olarak böyle bir örgüte bağlamanın yolu, yüce  bir amaca yönlendirmektir. . Bu sebeple çoğu kez tarikat örgütlenmesi, din merkezli olur. Amerikalı sosyologlar ise, Rus Bolşevik Partisi ve Nazileri de bir tarikat gibi değerlendirir. Gene bu bağlamda DHKP-C, PKK gibi terör örgütleri de bir tarikattır. Burada ulvi amaç din değilse bile, din kadar yüceltilmiş siyasi bir hedeftir.

Tarikatlar, senli-benli samini ortam, yani Tönniesçi cemaat yapılarından dolayı nispeten küçük gruplardır. Örneğin Bolşevikler Rusya’da devrim yaptıklarında (Bizzat Lenin’in dediğine göre) yüz milyonluk Rusya’da 16 bin 3 yüz kişiydiler. Nazi partisinin ise, hiç bir zaman 37 binden fazla asil üyesi olmamıştı. Castro, Küba’da seksen üç, Sandilistler Nikaragua’da üç yüz kişi ile devrim yaptı.

Tarikat büyüdükçe, hedefine ulaşması zorlaşır.

Zira tarikatın büyümesi, (eğer hedefine günler kalmadı ise) genelde tarikattan beslenenler yüzündendir. Mesela 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Türkiye’de sırf Dev-Yol’un (en büyük sol örgüttü) beş yüzden fazla üye ve sempatizanı vardı. 17-25 Aralık öncesi ülkemizin neredeyse en az yüzde on- on beşi , Fetö’nün üyesiydi Çarşıya çıktığınızda esnaflar, Zaman gazetesini gözünüze sokardı. Bürokraside ilerlemenin yolu Fetöcü olmaktan geçiyordu.

Benzer şekilde Dev-Yol’da, özellikle büyük şehirde gecekondu üreten arazi mafyasına dönmüştü. Dev-Yolcu ve Dev-Genç’lilerin, Özgürlük, 1 Mayıs, Devrim gibi adlar verdiği mahalleler, darbeden sonra Kenan Evren, 19 Mayıs gibi adlar aldı.  Daha sonra o gecekondu sahipleri, imar afları ile tapularını alıp,  sonraları da sağcı burjuva oldu.

Bu yenilgilere rağmen tarikat oluşumları kolay kolay ölmez.

Tarikatlardan dağılanlar, gene aynı amaçlar altında tekrar birleşebilir. Nitekim  Dev-Yol’un içinden önce Dev-Sol, şimdi de DHKP-C  çıkmıştır.

15 Temmuz yenilgisi hatta Fetullah Gülenn’in ölümü ve hatta (zerre kadar olacağına inanmasam da ) iadesi ihtimaline rağmen şu anki Fetö örgütünden çıkacak parçaların, yeniden örgütlenemeyeceğini sanmak, saflıktır.

Kaldı ki Fetö’de, Said-i Nursi’nin örgütünün yeniden düzenlenmiş halidir.

Risale-i Nur denen, Fetöcüler dahil tüm Nurcuların Kurandan daha öncelikli olarak danıştığı (yazıcı Nurcuların erkekleri bu yazıları elleri ile yazarlar)kitapta yazılanlarla, Fetullah Gülen’in yazdıkları arasında ciddi bir fark yoktur.

Tarikatların hiyeraşisinin tepesinde, çok kutsal (tarikat ustası,şeyh,şıh, başbuğ, önder) lider bulunur ve bu kişi ölünce de, genelde yerine daha karizma kişi geçmez. Örgütlenme parçalanır, değişik yollara sapar ve güç kaybeder.

Said-i Nursi’nin 1960 yılında ölümünden sonra da öyle olur. Önce okuyucular-yazıcılar diye ve daha sonra da bir sürü parçaya ayrılır cemaati.

Fakat her ne hikmetse, 1974 Kıbrıs harekatından sonra birdenbire İzmir’de emekliliği yaklaşmış bir vaiz dikkat çeker. Said-i Nursi’nin izinden giden bu vaizin nedense bazıları zengin pek çok seveni olur ve sonrasını biliyorsunuz.

Peki bütün bunları emekli, ilkokul beşi bitirmiş bir vaiz mi başarmıştır?

Şimdi bu konuda biraz da kendi anılarımdan örnek vereceğim.

Kırıkkale’ye tayinim çıktıktan sonra genelde hafta sonlarımı Ankara’da geçiriyordum. Bu arada Kızılay’da, Yüksel caddesindeki ilanlardan kendime bir meşgale buldum. Kendilerine Aktif Felsefe de diyen Yeni Yüksektepe derneğinin kurslarına gidip, gelmeye başladım.

Kurslar başlarda iyi gidiyordu, şimdi her ayrıntıya girmeyeceğim.İki ay kadar sonra, kurslarda hocaların astroloji burçlarından ciddi ciddi geleceğin görüldüğünü bahsetmesi ve bunun üzerine kurs vereceğini söylemesi ile bazı şeyleri eleştirmeye başladım.

Mesela neden materyalist felsefe ret ediliyordu? Oysa kendileri her hangi bir dine bağlı değillerdi (Ramazan’da sadece bir tane oruçlu vardı). Platon’un insan hayatını 7’li dönemlere bölen bazı tuhaf materyalist söylemleri ön plana çıkarken; onun matematiğe verdiği önem yoktu. Buda ve Hint destanları da benzer şekilde eksik anlatılmıştı.

Sonra Madam Blavatsky’e konu geldi. Kendisi Avrupa tarihinde bayağı meşhur birisi.  Sherlock Holmes’in yazarı Arthur Conan Doyle ve Ulyesses’in yazarı James Joyce gibi meşhur müritleri var. (Unutmadan, tarikatlar büyümek ve halka şirin gözükmek için ünlü ve yarı ünlüleri sık sık kullanır) On altı yaşında iken, elli beş yaşında bir generalle evlendirilmek isteyince Rusya’dan kaçmış bir Rus soylu kadını. Sonradan da birazcık keçileri kaçırıyor. Hindistan, Tibet, Mısır gibi ülkelere geziler yapıyor. Bilmediği ve kayıp kitaplardan bilgiler aktarıyor falan filan.

Türkiye’ye önce ispirtizmacılar diye giriyorlar.

Halide Edip Adıvar’ın bazı romanlarında ve Saatleri Ayarlama enstitüünde adı geçiyr.

Beni dernekten asıl uzaklaştıran olay ise, dernekteki tüm Türkleri yıllardır derneğe para vermesi ve ders almasıydı. On küsur yıldır ders alıyordunuz ve ders almayanlar sadece derneği yöneten iki tane İspanyol’du. Biri Antonyo hoca dedikleri ki derneği, daha doğrusu  derneğin Türkiye ayağının kurucusuydu. Onu hiç görmedim. Diğeri de Maria hoca dedikleri elli yaşının kesin üzerinde, süs köpeği olan bir kadındı.

Ayrıca not, bu tarikat örgütlenmesi ile ilgili daha sonra fazlaca yazmayı düşünmekteyim.

Neyse bu Yeni Yüksektepe, aslında New Akropolis denenen uluslar arası bir örgütlenmenin Türkiye ayağıydı. Derneği zamanında Ankara’da ki diplomatik temsilciliklerde çalışanlar kurup, tanıdıkları Türkleri de üye yapmış.

 Kurstaki diğer kişiler de, aslında Yüksektepeyi bilen, eş-dost edinmiş kişilerdi.

Dernekten ayrıldıktan sonra şimdilerde  kapanan Tempo dergisi, Sokrates tarikatı diye olayı haber yaptı. Ben de dergideki bir çalışana bildiklerimi anlattım.

Şimdi gelelim bu olayı niye anlattığımıa.

15 Temmuz darbesinden sonra tutuklu kalması olay olan ve ABD başkanını kutsuyacakken, iki duayı ezberinden okuyamayan Rahip Bronson bana Antonyo hocayı hatırlattı.

Aslına Yeni Yüksektepe (halen açıktır) doğrudan Antonyo hoca dedikleri İspanyol’un  ve başka bir kaç yabancının denetimindeydi. Fetö de tahminim, bu Rahip ve benzerinin denetimindeydi.

Tıpkı kurtuluş savaşında bazı tarikatları yöneten ve Nutuk’ta adı uzunca geçen İngiliz Rahip Frau gibi.

Sadece Fetö değil. Mesela Adnan hocacılar, Evrim karşıtı tüm söylemlerini Evahjelistlerden almıştı. Evrenosoğlu ve Işıkçıların lideri Mücahit Ören (Evren Ören’in oğlu) hali hazırda Amerikan vatandaşıdır.

Ölen fesli şahısta, Nakşibendiliğin Kıbrısi koluna mensuptur ki, o tarikat,İngiliz kraliyet ailesinin gizli Müslüman olduğuna inanır. Şu anki şeyhleri de Amerika’da yaşamaktadır.

Tarikatların Atatürk düşmanı, Yunan asıllı, İngiliz profesörü de geçenlere nasıl alkışladıkları unutulmamalıdır.

15 temmuzdan sonra Fetö’nün siyasi ayağı, ne iktidar, ne de muhalefet kanadından araştırılmamıştır. İktidar, muhalefeti sadece şuçlamaktadır. Çünkü muhtemel bir soruşturma, muhalifleri koruyan iktidar tarafının da soruşturulması anlamına gelmektedir ve bu da iktidarın işine gelmez.

Fetö’nün soruşturulmayan diğer ayağı da, tarikatlar ayağıdır. Fetö‘nün diğer tarikatları boş bıraktığını sanmayın.

15 Temmuzda yenilmiş olabilirler. 1922’dede yenilmişlerdi. Düşman da, hainler de vazgeçmez. Said  Mollalar, Fetullah Gülen olarak tekrar geri gelebileceği gibi, rahip Frau’lar da, Rahip Bronson olur.

Sinan Kemal