Merak Yok Oldu Gitti

Merak Yok Oldu Gitti

Merak Yok Oldu Gitti – Günlerdir virüsün teslim aldığı bedenim, yatak, yorgan, yastık üçlemesiyle iç içe savaşırken, sağolsun arkadaşlar yardımcı oldular.

Takip ettiğimiz doğadan evimize bitkiler, sağlık kanalları ve vazgeçilmez sosyal medya aracılığı ile kazandığımız bilgiler ışığında, adete herbirimiz, Alternatif tıp uzmanı olup, bol keseden tariflerle, eşe dosta şifa dağıtır olduk.
Şükür!  Bu konuda fazlası ile bilgilendiğimiz kanısındayım.
Ama artık uzun bir süre özellikle zencefil, bal ve  limon tadı almak istemiyorum..
Kış mevsimine de, taşıdığı hastalıklarına da, evde olduğum süre boyunca ardı, ardına seyrettiğim birden çok dizinin, birden çok bölümlerine de doydum.
Sonra farkettim ki her şeyi bir anda tüketmeye başladım.
Seyrettiğim filmler, diziler acaba bir sonraki bölümde ne olacak merakı.

Eskiden heyecanla beklerdik.

Bir hafta boyunca o izlediğimiz tek bir bölümde geçen diyaloglardan, konuşmalardan, hareketlerden, etkilenir sohbetlerimize katardık.
Yalın, telaffuzları açık, sade, Türkçe ile bazen değişik, hoş jargonlar ortaya çıkardı ve hemen günlük konuşmalarımıza katar onları uzun süre kullanırdık.
Hayatları, yaşamları, göremediğimiz, gidemediğimiz yerleri, merak eder hayallerini kurar, “öyledir,  böyledir” diyerek, fikirler yürütürdük.
Gençliğimizin sinema yıldızlarını, ses sanatçılarını ise bambaşka kategoriye yerleştirir, konser verecekleri günleri iple çekerdik..
Artık öyle değil.
Bugün arzu ettiğimiz, sosyal medya ile bize bir tık uzaktalar.
Hatta daha geçen gün Oprah’ın mutfağında sabah kahvaltısındaydım, Kelly Rippa ile Beverly Hills de ayakkabı alışverişinde.
Az önce de Milano da, Dünyaca ünlü La Scale Opera binasının dört bir tarafını 3D çekimle, yattığım yerden hayranlıkla  gezdim.
Sonra hızımı alamayıp Michelangelo nun büyülü eserlerindeki detaylarda kaybolup bir kez, daha 21. yy dan soğudum.

Merak yok oldu gitti!

Sanırım bu yüzden, çok çabuk sıkılır olduk.
Daha geçen ay alıp sadece iki kere giydiğimiz kazaktan..
kırk yıllık çoban salatasını, beyaz peynire meze eden Greek salad dan..
Bitmek bilmeyen magazin kaçamaklarından..
Reklamlardan, ekranlardan, dizilerden.

Diyeceğim;

Bizler bize servis edilenleri bu kadar çabuk tüketirken;
Kıymet biliyor muyuz yada ne kadar biliyoruz?
Değerini anlıyor muyuz?
Kendimize bir ders çıkartıyor muyuz?
Sağladığı faydanın hesabını yapıyor muyuz?
Elbette, kişiden kişiye değişir.
BENCE;
“Nasılsa vaktim var” diyip,
Haftalarca,  aylarca,  belki de yıllarca emek verilerek çekilmiş en az, otuz bölümlük bir diziyi  iki,  üç geceye sıkıştırıp,  ardı ardına seyretmek haksızlık.
Hatta emeğe saygısızlık.
Şimdi diyebilirsiniz ki,
” önemli olan reyting.”
“Bunun ne gibi bir sakıncası var.?”
İşte sorun tam da bu.
Ortaya konulan bir yapımın, çok reyting alması bu sistemin sermayesinin kâr payı.
Kapitalizm, Kendi cebine giren paranın hesabındayken, sunulan inceliklerle ilgilenmez. Bu incelik seyircinin kalitesi ile meydana çıkan bir arayıştır.
Aynı şekilde, kitap konusuda böyledir.
Her ne kadar ülkemizde okuma oranı düşükse de;
Kitap alınmadan önce,  kaç adet sattığı ile ilgilenen daha sonra içine göz atan bir güruh var.
BENCE cümleleri,  satırları,  sayfaları aceleye getirmeden en yüksek faydayı sağlayacak şekilde okumamız  gerekiyor.
O aldığımız fayda ki;
Bir bakıyorum alıntı olarak sosyal medya’nın bir köşesine, kendimizle bağdaştırarak iliştiri vermişiz.

Bu işin saf ve hiç olmazsa duygu katılmış hali.

Diğer tarafta Sosyal medyanın simülasyon dünyasında kaybolmuş görsel’e odaklanmış, yüzeysel bakış açısına sahip, Ben merkezli nüfus var ki onlar çabuk etkilenip,  çabuk unutuyor.
Öyle ki tanık oldukları yanmış bir Suriyeli kızın başına ne geldiği ile ilgilenmeyen,
O kıza ne olduğunu anlamayan ama kendi sayfasına hevesle taşıyıp, paylaşırken “altına ne yazacağına kafa yoran”
Bir mermi ile can vermiş Bebeğin fotoğrafını alel acele kopyalayıp, kendi sayfasına eklerken, nasıl bir görsel paylaşımla sunacağını hayal ederken göz pınarları dahi sulanmayan..
Bir aracın çarptığı hayvan için “ay! ” bile demeden ruhsuzca altına hikayeler
yazanlarla dolup taşıyor etraf.
Gelin emek verilerek ortaya konmuş ne varsa önce, sevgi ile yaklaşalım.
Hissedelim.
Anlamaya çalışalım.
Çabuk ve hızlı tüketmekten vazgeçelim.
Koşmayalım.  Biraz duralım.
Ama en önemlisi DÜŞÜNELİM.
içTen
Mart Ahh Mart isimli yazım için TIKLAYIN