Helalinden Etik Haller

Helalinden Etik Haller

Helalinden Etik Haller – Aşağı yukarı benim neslimde doğan her birey yazacağım iki kitabın adını okuduktan sonra eminim;

“Benim de vardı. Ben de okudum.”
diyecektir..
Annem’in,
“Çocuk Kalbi” kitabı’nı alıp,  elime tutuşturduğu gün;
Henüz okumayı sökmüş olmanın gururu ile siyah önlügüm üzerindeki beyaz yakalığımda keyif ve gururla taşıdığım  kırmızı kurdeleli yılıma ve…
Babam’ın;
“Adabı Muaşeret kuralları”
kitabını alıp,  önüme koyduğu yıl ise, ilkokul ikinci sınıfa adım attığım, yılıma denk gelir.
Bugün gibi hatırlıyorum.
Saman kağıdına basılı, yaklaşık doksan ile yüz sayfa arasındaki bu kitap çeşitli bölümlerden oluşan genel görgü kurallarını “doğru”,  “yanlış” şeklinde anlatarak öğretirdi.
Yemek masasında sofranın kurulma düzenindeki çatal’ın, kaşığın, bıçağın yerini, yolda gördüklerinde selamlaşma hiyerarşisini, kuyrukta beklerken gördüğün yaşlı birisine verilen önemi, toplu taşıma araçlarında eğer oturuyorsan,  yaşlılara ve hamilelere nezaketen yer verme durumunu, sinema, tiyatro, bale türü görsel shovlarda nasıl oturulup kalkılacağını, telefonla konuşma üslubunu, lokantada yemek yeme esnasında dikkat edilmesi gereken kuralları..
Yani A dan Z ye her alanda hukuken herhangi bir zorlama olmaksızın genel görgü kuralları çerçevesinde bireylerin toplum içerisinde medenice, örnek aldığımız Batı uygarlığı seviyesinde, nasıl davranmamız gerektiğine ayna tutan, son derece yalın bir kitaptı.
“Açıkçası bugün bile sofra kurarken düşünürüm, çatal, bıçağın neresinde duruyordu, kaşık hangi taraftaydı, ” diye,
Ama;
Lokantada bana verilen menüyü kapatmadan garson’un gelmeyeceğini, İki elin masa altında olmaması gerektiğini, çorbaya ekmek doğranmayacağını, ne kumaş nede kağıt peçete’nin kullandıktan sonra tabağa atılmayacağını, yere düşen hiç bir şeyi yerden alıp masaya getirilmeyeceğini öğrenmiştim.
Asansörde kapıya yakın olanın önce çıkacağını, bir bayan’ın tokalaşmak için el uzatmadan, erkeğin elini uzatmaması gerektiğini de öğrenmiştim.

Ve bunun gibi bir çok davranış hafızamıza yerleşti.

İşin güzel yanı karakterimizle kaynaşan bu görgü kurallarını, girip çıktığımız pastane, lokanta, sinema, kuyruk, bakkal, otobüs yani yaşayıp soluduğumuz o çocuk dünyamızda görüp uygulaya biliyorduk. Böylece toplum içinde saygı, ahlak,  görgü pekişiyordu.
Kadın, Erkek ayırımı nedir bilmeden büyüdüğümüz..
Kız, Erkek ayırımı yapmadan yetiştiğimiz. Okul sıralarında, omuz omuza ders çalışıp, el el verip tek sıra olduğumuz. Gene okul bahçesinde tek bir ağızdan söylediğimiz İstiklal marşımızla paydos derken, ellerimizde bayrak, flama ve şort eteklerimizle stadyumlarda Milli bayram coşkusu yaşarken..
….
..
Ne ara..
Haremlik selamlık duruşlar.
Helallik, Haramlık haller..
Ful makyaj hoşema ile yüzme numaraları..
Uçakta kıbleye ters, tuvalet önü, pilot arkası, hostes bacağı seyrinde namaza eğilmeler..

Camiye elli metre kala bir kaldırım üzeri secdeye baş koymalar..

Gucci çanta, Ralph Lauren gözlük, hermes eşarp, L’Oreal rimel, sürme, oje helalinden tam takım kot, tunik, bindimiydi 4 x4 önden çekiçli Toyota’sına gönül bu ister elbet, yanar, döner ışıklar, altında özgürce sallanmak eller havada orta yerde Ankaralı Namık eşliğinde darbukada hüso, bas gitarda cem, orgda ibo, vokal de olsun hadi Zeyno..
Az biraz sabredin, otellerden, genelevlerden, halk pilajarından sonra açılacakmış helal disko bar Ankara sırtlarında..
..
.
Yan yana yürürken..
Yan yana oturup, öğrenip, gülüp, konuşup birlikte geometri, ayna, havuz problemleri çözüp tek bir simidi bölüşüp yerken..
Sen selamlık / helallik ken ben neyim?
Sen dindar, ben kindar..
Sen ahlaklı, ben çapulcu..
Sen modern, ben özenti..
Sen Allahın sevdiği kulu ben lanetli..
Sen cennetlik ben cehennem..
Ne diyordu sevgili Kayahan?
“Sana sevdanın yolları bana kurşunlar! “
Ah be, gülüm görmez misin?
Bu yaşadığımız toplumsal yozlaşmadır.
Ötekileştirmektir.
“Nerede hak, nerede adalet, nerede eşitlik, nerede hukuk” diye de sormaz mısın?
Bu kadar mı körsün?
*
Hukuk, Etik ve Din cok yakın benzer özelliklere sahiptir..

Her üçünde de,

•ADALETLİ OLMAK
•EŞİT OLMAK
•DÜRÜST OLMAK temel ilkedir..
Bunların uygulanma şekli kişi’nin etiklik olma özelliği ile yakından ilgilidir..
Başka bir deyişle;
BİREYLER’İN olaylar karşısında gösterdigi davranışlar etiklik olarak adlandırılır.
Etik değerlere göre hareket ederken kültürel değerler, iç güdüler, arzu ve istekler de ön plana çıkar..
Neyi, nasıl ne şekilde yapacağını AKIL yolu ile harekete geçirir.
Bu üç temel ilkeyi,
Olumlu olumsuz davranışlar olarak, çeşitli gruplara ayırabiliriz.
Olumsuz, etik değerlerin çok olduğu toplumlarda etik değerler yozlaşmaya başlar.
Yozlaşmış etik değerler sonucunda, hem hukuk hem din otomatik olarak zarar görür.
Bu zarar, toplum içindeki bireyleri mutsuzluğa ve inançsızlığa taşır.
Saygı yiter gider, sokakta çete adaleti baskın çıkar, toplumun şirazesi kayar gider..
*
Diyeceğim nereden nereye..
Benim canım saman kağıt
“Adabı muaşeret” oldu, 1.ofset
“Adabı muhalefet”..
Yani beni ben yapan görgü kuralları kitabı var var da…
içinde yeller esiyor.
Ya o Çocuk Kalbi!
İşte onu bu yozlukta korumak size kalmış. İçinizdeki çocuğa sahip çıkın ve onu hiç büyütmemeye özen gösterin.
Sevgiyle kalın.
içTen