O Ajan Kim

O Ajan Kim

O Ajan Kim – Son yıllarda bu ülkenin insanları kendi aralarında tuhaf bir gelenek yarattı. 

Çok rahat bir şekilde herkes birbirini vatan hainliği veya bir başka ülkenin ajanı olmakla suçlar oldu. 


Daha da tuhaf olansa böylesi bir ithamda bulunan kişinin siyasi görüşüne göre hainlik ve ajanlık bir iltifatmış gibi algılamaya ve kabul görmeye başlandı. 

Peki, hep varlığı konuşulan ama kim olduğu bir türlü ispatlanamayan bu ajan kim?

Sabırla okumaya devam ediniz lütfen olur mu?

Söz veriyorum çok net bir şekilde bütün sorularınıza cevap bulacaksınız. 

Ben sadece olayları anlatacağım.

Kararı ise sizler vereceksiniz. 


Bir ulusu ayakta tutan 7 tane birlik vardır.

Bu birlikler bir binayı ayakta tutan kolonlar gibidir.

1. Kültür Birliği 

2. Din Birliği 

3. Tarih Birliği 

4. Kader Birliği 

5. Dil Birliği 

6. Soy Birliği 

7. Toprak (Vatan) Birliği 


Soru şu: Bunlardan hangisi ayakta?


İktidarın yanlı ve gerici din politikalardan irite olan gençlik Ateizmi ve Deizmi seçiyor. 

Sokaktan geçen başörtülü kadın kendisine gerici diyerek tepki gösterene kin ve nefret dolu bakışlarla karşılık veriyor. 

Aynı din, aynı kitap, aynı peygambere mensup olan insanlar, siyasi görüşlerinden dolayı birbirlerini kafirlik ve dinsiz olmakla suçluyor.

Din tacirleri istikballeri için ellerine aldıkları kutsal kitaplarla mitingler düzenliyor.

Ateist, Deist, Hristiyan ve Musevi vatandaşlarımıza yobaz din adamları katli Vaciptir diyecek kadar ileri gidiyor.

Bu şekli ile artık Din birliğinden bahsetmek mümkün müdür ?


5 milyon Suriyeli mülteci ulusun içine paldır küldür kabul ediliyor.

Onlara tam vatandaşlık hakkı, sınırsız özgürlük ve serbest dolaşım izni veriliyor.

10- 12 yaşındaki kız cocukları yaşlı insanlarla evlendirilip hamile bırakılıyor. 

İslam dini Arap ahlakı ve Bedevi kültürü ile kutsallaştırılıp halka servis ediliyor.

İslamiyetin bu şekilde yaşanması için devlet destekli psikolojik baskılar yapılıyor.  

İslam makyajlı Arap çöl kültürü ve Bedevi  gelenekleri arasında Türk Kültürü can çekişip yok olurken bir kültür birliğinden  bahsedebilir miyiz?


Keşke Yunan galip gelseydi diyen bir akıl hastası meczub devletin en üst makamında oturan kişi tarafından ziyaret edilerek eli sıkılıyor.

Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti tartışması yaratılarak toplum iyice ayrıştırılıyor.

İnsanlar Cumhuriyet cocuğu, Osmanlı çocuğu olarak ikiye bölünüyor ve  etiketleniyor.

Bu gelişmelerden sonra bir Tarih birliğimiz  olduğunu söyleyebilir miyiz?


Arabın dili İslamiyet ile kutsallaştırılıp önümüze konuluyor.

Bölücü terör örgütünün dili Avrupa birliği bahanesiyle yasallaştırılıyor. 

Devletin resmi kanalı TRT Türk dilinden daha fazla bu dillerle yayın yapıyor.

Gençliğimiz kendisinin bile anlamadığı yeni bir dil ile konuşuyor. 

Dil birliği derken birbirimizi anlayabiliyor muyuz?


Din devleti ve laik Cumhuriyet tartışmaları ekranlara taşınıyor.

Milletin yarısına Batı  diğer yarısına Doğu yönü gösterilerek yolları bölünüyor.

Ne kadar birleştirici unsur var ise tek tek  imha ediliyor. 

Kaderi tek bir kişi tarafından yazılan milletin, kader birliğini konuşmak normal midir?


TC ibareleri de sökülüp, Türklük en yetkili kişi tarafından ayaklar altına alınıyor.

Başta Katar olmak üzere cebi dolu Arap milletine Türk insanından daha fazla önem ve değer verliyor.

Devletin 1 numarası “Ben Gürcüyüm ve bundan gurur duyuyorum” derken eşi ise Arap olmakla onur duyduğunu ilan ediyor. 

Başı fok gövdesi palamut bir canlı türünü balık veya memeli sınıfına koyamayacağımız aşikardır.

Size göre de ulusumuzun konuşulacak bir Soy Birliği kalmış mıdır?


Başkanlık sistemi ve eyaletlere ayrılma projesi ile de yok oluşun son adım olan Vatan Birliği de hızla yok edilmektedir…


İyi de bunları kim yapıyor? Duyar gibiyim. Eğer aklınızdan geçen ilk isim benim tahmin ettiğim insan ise üzülerek ifade ediyorum ki çok ama çok büyük bir yanılgı içindesiniz demektir.

 Düşündüğüz kişi toplumun alt tabakasından gelmiş, bir anda elde ettiği para ve güç ile adeta sarhoş olmuş, korkak, görgüsüz, kaba, inanılmaz yetkiler ile donatılmış, kaderini cemaatlerin çizdiği ve enaz cahil vatandaşlar kadar kullanılan bir zavallıdan fazlası değil. 


Şimdi kronolojik bir şekilde Cumhuriyetimizin son 17 yılının kader anlarını tek tek gözden geçirelim.


TARİH: 19 Şubat 2001

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e anayasa kitapçığını geri fırlatan kişinin ismi Hüsamettin Özkan dı.

Türkiye cumhuriyetinin en büyük ekonomik krizine sebep olan, sonuçları ile AKP yi iktidara taşıyan bu olayın gizli kahramanı ise toplantıya girmeden önce Hüsamettin Özkan ile  başbaşa ve gizli bir şekilde 47 dakika görüşen bir siyasi partinin genel başkanı ve koalisyon hükümetinin Başbakan yardımcısıydı.


TARİH: 07.Temmuz 2002 

Koalisyon hükümetinde Başbakan yardımcısı olan bir siyasi partinin lideri Bursa’da yapılan kurultayda yanında duran Genel Başkan yardımcılarının bile haberinin olmadığı, karar açıklanırken şaşkınlıkla birbirlerine baktığı ve hiç kimsenin bugün bile bir anlam veremediği beklenmeyen bir açıklama yaparak ortağı olduğu koalisyon hükümetine erken seçim çağrısı yaptı.

Bu karar AKP nin ekonomik krizden istifade ederek iktidar olmasındaki en büyük etken oldu.


TARİH: 28 Ağustos 2007

Abdullah Gül, muhalif olarak kendisini en fazla eleştiren bir siyasi parti liderinin birden bire verdiği sürpriz destek ile toplam 339 oy alarak Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı oldu. 


TARİH: 7 Haziran 2015

AKP hükümeti iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez, tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısına ulaşamadı ve hükümeti kurma görevi muhalefete verildi.

Seçimlerde 3. olan bir siyasi parti lideri kendisine tam yetki ve şartsız bir şekilde Başbakanlık teklif edilmesine rağmen Hükümeti kurmayı reddetti.

Bu kararı ile ülkeyi, her fırsatta yüksek perdeden hakaret ve küfür ettiği siyasi varlığını terör örgütüne benzettiği AKP yönetmine elleriyle teslim etti. 


TARİH: 11.10. 2016

Muhalefetteki bir siyasi partinin lideri Anayasamızın  çiğnenmekte olduğunu, suç işlendiğini ve bu duruma son verilmesi gerektiğini söyledi ve rafa kaldırılmış olan Başkanlık sistem tartışmasını yeniden açarak referandum önerisinde bulundu.

Aylardır bunun için her yolu deneyen ama bir türlü başarılı olamayan AKP için bu öneri parlementer sistemi yok etmenin başlangıcı oldu. 


TARİH : 20 Ocak 2017

Partili cumhurbaşkanlığı’nı içeren anayasa değişikliği teklifi görüşmelerinin ikinci turunda 6 ay önce bu sistemi şiddetle reddeden, Cumhuriyetin yok oluşu ile bir tutan muhalefetteki bir siyasi parti liderinin verdiği destekle bütün maddeler oylanarak kabul edildi.

Teklifin tümünün kabul edilmesiyle parlementer sistemi yıkacak olan referandum süreci de başlamış oldu.

Türkiye parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçti ve eyalet sistemi tartışılmaya başlandı.


TARİH: 18 Nisan 2018

Muhalefetteki bir siyasi partinin lideri partisinin grup toplantısında erken seçim çağrısı yaptı ve 2019 yılında yapılması gereken genel seçimlerin tarihi 24 Haziran 2018 tarihine alındı.

Ekonomik krizin iyice  derinleşmesinden önce yapılan bu seçim kararı boğulmakta olan AKP için denize atılan can yeleğinden farksızdı. 


TARİH: 16 Ağustos 2018

Her kararı ile AKP ye can veren Muhalefetteki bir siyasi partinin lideri 31 Mart yerel seçimlerinde AKP ile ittifak yapmayacağını, tüm yerleşim birimlerinde adayları ile seçime katılacaklarını ilan etti.

Büyük şehirleri kaybetmesi halinde gücünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan AKP yönetimi acilen toplandı ve görüşmelere başlandı.


TARİH: 22 Kasım 2018

Derinleşerek devam eden ekonomik kriz nedeniyle AKP nin aleyhine sonuçlanması neredeyse kesin olan yerel seçimlerin iktidarı koltuğundan düşürebileceği konuşulmaya başlandı.

3 ay önce ittifak yapmayacağız diyen muhalefetteki bir siyasi partinin lideri aniden karar değiştirerek ittifak yapma kararı verdi.

Bununla da yetinmeyerek yerel seçimlerde kendi kazanabileceği yerlerden bile feragat ederek herkesi şaşırttı.


Evet sevgili okurlarım, Türkiye Cumhuriyetinin son 17 yılına baktığınızda alınan Cumhuriyetin kaderi ile ilgili tüm hayati kararların altında aynı kişinin ismini görürsünüz.

Bugün ülke ikiye bölünmüş, ekonomi dibe vurmuş, cinayet normalleşmiş, mafya yasallaşmış, hukuk bitmiş, adalet tükenmiş ise bunun müsebbibi yukarıdaki eylemlerin değişmez ve tek kahramanı olarak karşımıza çıkan aynı insandır.


Amerika, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa veya Türkiye Cumhuriyetini parçalamak düşüncesi taşıyan diğer devletler bir karar alsalardı ve tamamı birleşerek tüm bütçelerini Türkiye Cumhuriyeti halkını bölmek ve bugünkü  duruma getirmek için kullansalardı bile bunu 17 yılda başarmalarının imkan ve ihtimali yoktu.


Ulusları içeriden yok etmek en kolay ve en rantabl olan çözümdür.

Bunun için şartları oluşturmak ve bir kişiyi vitrindeki hedefe koyarak asıl sorumluyu gizlemek ise çok bilinen bir gizli servis yöntemdir. 

Unutulmamalıdır ki Dünyanın en başarılı ve en ideal ajanları, eşi ve çocuğu olmayan, egosu yüksek, karakteri zayıf ve hiçbir etik kuralı bulunmayan insanlardır.


Şimdi sizler karar verin. 

Sizce bu ulusu bölmek, parçalamak ve yok etmekle görevlendirilen perde arkasında durararak bu kirli oyunu sahneye koyan ve yöneten kişi kim olabilir?


Sevgiyle kalın

Temel Sağıroğlu

Allah Kabul Edecek Mi isimli yazım için TIKLAYIN

1 Yorum

  1. Her nasilki osmanlı padişahları tarikatler eli ile halk üzerinde kolay yoldan baskı kurma yoluna girmiştir Türkü, türkmeni, Alevleri, mallarına biryere birer el koyarak ağaları beyleri, canlarını padişahın iki dudağı arasında tehdit altında hisseden paşa ,ulema olmus devsirmeyi. En sonunda padişahlar bizzat kendilerini paranoyak hale getirmiştir. Ingiliz bu tezgahı Kasap Selimden basliyarak adım adım kurup isletmistir . Bu gunde ayni yere geldik. Ulusun varlgini saglayan yurttaşlık bağları çözüldü. Boyle dönemlerde hahinler küstahça kendilerini gostere göstere gezer. Bu bir nevi aşağılık piskolojisinin terapisidir. Dahası alçaklikta yerler kapılınca peşlerinden gelenler çukur kazarlar.

Comments are closed.