Özgürlüğün Siyah incisi ve Madalyonun Diğer Yüzü

Özgürlüğün Siyah incisi ve Madalyonun Diğer Yüzü

Özgürlüğün Siyah incisi ve Madalyonun Diğer Yüzü – “Tüm insanların uyum içinde birlikte yaşadıkları ve eşit haklara sahip oldukları demokratik ve özgür bir toplum hayali hiç aklımdan çıkmıyor. Bu ideal uğrunda yaşıyorum ama gerekirse bunun için ölmeye de hazırım.”
Nelson Mandela

Son yıllarda Dünyanın kalbi, okuduğumuz, yazdığımız ve paylaştığımız haberlerle Türkiyede ve Ortadoğuda atıyor.

Ortadoğu’nun ABD tarafindan belirlenmiş “YENİ HARİTA” sı sınırlar zorla, gaspla, terörle, adam öldürme ve özelliklede din üzerinden politika küstahlığı ile devam ederken;

BEN;
Yazılarimi takip eden okurlarımı başka bir kıtaya AFRİKA ya ..
GÜNEY AFRİKA ya götürmek istiyorum.

Hayatını ve onu takiben KENDİMLE KONUŞMALARIM kitabını okuduktan sonra;
Kulaktan dolma yada kısa köşe yazılarıyla tanıdığım MANDELA yı detaylı tanımış olmanın verdiği rahatlıkla ve insanlığına duyduğum gururla söylemek istiyorum;
“NELSON MANDELA 21.yy A İNSANLIĞI İLE DAMGA VURMUŞ BİR BARİŞ LİDERİDİR..”

Hadi biraz tanıyalım, bilgilerimizi tazeleyelim..



Hollandalı ve Britanyalı beyazların Afrikanın güney ucunu keşfetmeden önce;
Büyük düzlüklerin hakimi, sahibi ve yerlileri olan SOYLU bir kabilenin soylu liderinin oğlu olarak büyürken kabilenin soylu hocalarından da eğitim almaya başlar.


Daha ilkokuldayken, babası’nın verdiği ROLIHLAHLA ismi beyazlarca rahat bir şekilde telaffuz edilemez gerekçesiyle ögretmeni tarafindan NELSON olarak değiştirilir.

Kendisinin isteği dışında ZORLA değiştirilen DİNinin üzerine yaşadığı İSİM DEĞİŞİKLİĞİ kafasında siyah ve beyaz sorgulamasını başlatır.


Bu sorgulama lise yıllarında mücadeleye dönüşür..

reklam


Hayatının en hareketli gençlik kısmı bu lise yıllarıdır.
1944 yılında Afrikalı yerli halkın beyazlara karşı mücadele etmek amacı ile kurduğu kongreye katılır ve kısa süre sonra başkan olur.


1948 de siyahların önderi olduğu örgüt 1959 yılında güç kaybetmeye başlar.

Bunun en büyük sebebi, siyahların beyazlarla karşı karşıya geldiği kavgadır.


Bu kavgada 69 siyah vatandaş hayatını kaybedince hükümet sıkıyönetim uygular ve örgütü kapatır. 

Mandela mücadeleyi bırakmaz.


Sıkıyönetime rağmen sahte isim altında silahlı örgüt mücadelesine destek bulmak amacıyla ülkesini geçici olarak terk eder.


İngiltere ve Sosyalist ülkelerden silah ve para sözü alarak, vatanına geri döner fakat,  bu defa izinsiz yurt dışına çıkmaktan, halkı tahrik etmek ve kışkırtmaktan, suikast düzenlemekten tutuklanarak yargılanır. 


Çıkartıldığı mahkemede;
HALKIN TAMAMI’NIN TEMSİL EDİLMEDİĞİ, BEYAZLARIN TEMSİL EDİLDİĞİ PARLAMENTODAN ÇIKAN KARARLARA UYMAK ZORUNDA DEĞİLİM.”cümlesi 27 yıllık hapis yaşantısı’nın başlangıcı olurken; Gene aynı sözler kendisinin, “SİYAHLARIN SİMGESİ” olmasına yol açar.
ARTIK O SİYAHLARIN LİDERİDİR VE HAPİSTEDİR.

27 yıllık hapis hayatı boyunca beyaz personel tarafindan türlü işkence ve eziyet çekmesine rağmen ağzından ırkcılık ifade edecek cümle dahi çıkmamıştır.


Hapishanede yazdigi defter ve notlar elinden alınmış olsa bile ki bu notlar kendisine hapisten çıktıktan 28 yıl sonra 2004 yılında kendisine geri verilecektir. 


Hapisten çıktığında 71 yaşındadır.


Çıktıktan sonra;
Hapishanede kendisini hiç geliştirmemiş olmasından üzüntü duyması bir yana, 
“HALKINI HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTIĞI DÜŞÜNCESİ” nin vicdanını sızlattığı tarih,  11 Şubat 1990 dır. 

Artık önünde yepyeni bir dünya vardır.
Savaşların bittiği,
Özgürlük, insan hakları ve çevre sorunları’nın “BÜYÜK GÜÇLER” tarafindan kabul edilmeye başladığı çağda SİYAHLAR DA SÖZ SAHİBİDİR. 

1969 yılında sıkıyönetim hükümeti’nin kapattığı,  yerli halkın kurduğu örgüt 1991 yılında başlayan görüşmelerle hukuki olarak ülkede kabul edilir ve hayata geçirilir.

Binlerce kisinin canına, binlerce kişinin işkence görmesine, işkence ile tanışmasına, hapislerde meydana gelen ölümlerle birlikte MANDELA nın ödediği bedel,  BARIŞ ile son bulur.


Bugün Nelson Mandela aldığı NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ ile bir özgürlük savaşçısıdır.



Bu liderin insani kimliği KENDİMLE KONUŞMALAR kitabıyla gözler önüne seriliyor. Özel arşivi, en yakin arkadaşlarıyla olan yazışmaları, mektupları ve söyleşileriyle bizden biri. 
Duygusal, samimi ve insani. Kişileri  olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmiş CESUR BIR YÜREK.ONURLU BİR KARAKTER.

Yerli kabilenin MADİBA’sı..
Babası’nın ROLİHLAHLA’sı..
Dunya’nın NELSON MANDELASI..
ve bana göre; ÖZGÜRLÜĞÜN SİYAH İNCİSİ..

VE BİR DE MADALYON’UNBİZİ İLGİLENDİREN DİĞER YÜZÜ var. 

Süleyman Demirel hükümeti’nin 1992 yılında Mandela’ ya sunduğu “Atatürk Barış Ödülü” nü red etmesinin ardından, 
Türkiye’ de hor görülen, aşşağılanan ve Türk düşmanı ilan edilen bir lider oldu NELSON MANDELA bazılarının gözünde, gönlünde.

Yaptığı basın açıklamasında;
“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” ilkesini benimseyen Atatürk’ün ülkesinde, Atatürk’ün anlaşılmadığına inandığını VE Atatürk’ün ilkelerindeki kisisel hak ve özgürlükleri’nin, Türk hükümeti tarafindan ihlal edildiğini ve bu sebeplede Atatürkle aynı adı taşıyan barış ödülünü kabul etmediğini..” söylüyor.

Burada Mandela’nın “insan haklari ihlali” olarak işaret ettiği halk, Kürt halkıdır..Gerek onun, gerek Atatürk’ün düşüncesinde “AYNI TOPRAKLARDA YAŞAYAN HALKLAR EŞİTTİR..”


BANA GÖRE; Buraya kadar iyi güzel de.. 


(Kendisi’nin de notlarında belirttiği  gibi) Mandela’nin hapis yattığı yıllara denk gelen yıllarda kendini geliştirmedigi bir başka konuda, Kürt -Türk ilişkisidir. 

Bu kaçırdığı, yabancı kaldığı ve kendini geliştirmediği konu da Türkiye snırları içinde yaşayan, ikâmet eden ve o yıllara tanık olanlar açısından ÖNEMLI BİR AYRINTIDIR.


Bu ayrıntı,  TÜRK HÜKÜMETLERİ’NİN KÜRT HALKINA karşı olumlu ve ılımlı yaklaşımlarıdır..


Türk hükümetleri;
Bölgenin güvenliğini, sınır komşularıyla olan bağını (zarar görmesine rağmen, sınır komşuları’nın,  terörü beslemelerine rağmen) güçlendirerek korurken, diplomatik ilişkilerdeki saygınlığını ve Bölgede söz sahibi olma gücünü de korudu..Ta ki AKP Hükümeti’nin “Kürt açmazı” devreye girene kadar.


 Sonuç olarak, Nelson Mandela’nin kendi ülkesinde, kendi halkının,  özgürlüğü uğruna verdiği savaşı sonuna kadar destekliyor ve takdir ediyorum.


 Ama;
TÜRK-KÜRT ilişkilerindeki  (1992 yılının Türk siyaseti çerçevesi içinde)  olumsuz yaklaşımlarını, bilmezden geldiğigerçeklerimizi,  göz ardı etmekle de suçluyorum.

Burada suçladığım bir diğer taraf da Türk tarafıdır..

 


Amacı ve davası,  BARIŞ olan bir lider’e, kendi ülkesinde BARIŞ’I sağlayamayanların olanı yok etmeye çalışanların  Atatürk’ün gölgesinde, 
“ATATÜRK BARIŞ ÖDÜLÜ” nü,  gururla verme özgüvenini kendilerinde bulanlardır. 


 AKP hükümeti tarafindan yasaklanan ve en son gönlünü, ömrünü KIBRIS TÜRK HALKI’NIN barış’ı için adamış ve bu uğurda canını vermiş sevgili RAUF DENKTAŞ’a 2000 yılında verilen ATATÜRK BARİŞ ÖDÜLÜ artık verilmiyor.


Sanırım Recep Tayyip Erdoğan’ın “BİLMEDEN” yaptığı en doğru hareket, bu ödülün kaldırması. 
Ve şöyle der Mandela; Özgürlük için gökyüzü satın almanıza gerek yok.  Ruhunuzu satmayın yeter.. 


Sevgiyle kalın,  


İçTen