Tanrılar Susamışlardı

Tanrılar Susamışlardı

Tanrılar Susamışlardı –  Anatole France 1844 yılında bir kitapçının oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi… Hümanistti ama aynı zamanda şüpheci bir kişiliğe sahipti…

Bilindiği gibi insanlık tarihi boyunca felsefe hep soru sormuş, bilim de bu sorulara sürekli yanıt aramıştır… Diğer bir deyişle felsefe kuşku yaratmış, bilim de bu kuşkunun üzerine gitmiş, bu şüphenin doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamıştır… Bugün geldiğimiz uygarlık düzeyi bu soru-cevap silsilesinin bir sonucudur…

Her şeyi sorgulama arzusu… Bir kitapçının oğlu olarak yaşamını kitaplar arasında geçirmesi… Ve bu yaşam biçiminin, okulda aldığı sağlam bir hümanizm (insancıllık) ile birleşmesi…

İnsanları biçimlendiren en mükemmel etkenlerden iki tanesi bir araya gelirse (kitaplar ve hümanizm), bir de bunun üzerine tarih merakını ve sorgulama arzusunu eklerseniz, karşınıza 1921 Nobel Edebiyat ödülünü kazanmış olan Anatole France gibi bir öykücü, romancı ve şair çıkar…

Ünlü Dreyfus davasının da ateşli savunucularından olan yazar, Nobel Edebiyat Ödülü aldıktan üç yıl sonra, 1924 yılında hayata veda etti…

***

Fransız devrimi insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisidir.

Tanrılar Susamışlardı

Anatole France “ Tanrılar Susamışlardı ” romanını 1912 yılında yazdı…

Tutkulu bir aşk öyküsüyle zenginleştirdiği roman, baştan sona Fransız devrimini anlatır… Tarihe meraklı olanlar için bu kaçırılmayacak bir romandır…

Çünkü romanın kahramanları Fransız devriminde yer almış olan gerçek kişilerdir… Üstelik anlatılanlar da bir roman akıcılığında nakledilen gerçek olaylardır…

***

Devrim öncesi yolsuzlukların ve düzensizliklerin ateşlediği burjuva sınıfı (yani cumhuriyetçiler) krallığı devirdikten sonra adeta tanrılaşmıştır… Oluk oluk kan akıtmaktadırlar… Son kraliçe Marie Antoinette hapse atılmıştır ve giyotin ile idam edileceği günü beklemektedir… Ülkede devrim olmuştur ama düzensizlik ve kaos hala hüküm sürmektedir… Bir yandan özgürlük şarkıları havada çınlarken, diğer yandan bir makine düzeninde çalışan giyotinlerden fışkıran kanlar gecenin rengini kırmızıya boyamaktadır…

Hatta 1792 sonrasında öyle bir noktaya gelinmiştir ki, devrim kendi çocuklarını öğütmeye başlamıştır… En çarpıcı örnek devrim sonrası terörünün liderlerinden ve 1793 yılı sonrası Fransa kralının öldürülmesine öncülük eden Maximilien Robespierre’in 1794’de giyotin ile idam edilmesidir… “Tanrılar” öyle susamışlardır ki artık kendi kanlarını içmeye başlamışlardır…

***

Sınırsız gücü kontrol eden bir mekanizma olmadıkça, ya da kontrolsüz bir gücü sınırlayan bir mekanizma olmadıkça GÜÇ ZEHİRDİR… Önce kendini sonra da çevresini zehirler…

“Tanrılar Susamışlardı” insanlık tarihine merak duyan herkesin okuması gereken, okurken asla sıkılmayacağınız muhteşem bir tarihi roman…

Okumanız dileklerimle…

 

Yobazlara inat…

Tarih, bilim ve sanat…

Ertuğrul Filizay

Twitter : @yaziIif_

 

Carmen isimli yazımı okumak için TIKLAYIN