Leoparın Kuyruğu Yazılım Donanım ve Deizm Ateizm Tengricilik Falan

Leoparın Kuyruğu Yazılım Donanım ve Deizm Ateizm Tengricilik Falan

Afrika’da bir yörenin atasözü varmış. Leoparın kuyruğunu tutma, tuttuysan da bırakma.

Benzer bir söz de istihkâmcı askerlerin vardır. Mayın ve bubi tuzakları için, gevşekse germe, gerginse kesme dedi.

İşte iktidar partisi, Deizm tehlikesinden bahsederek, leoparın kuyruğunu tuttu, sonra yok öyle bir şey gibisinden açıklamalar yaparak, leoparın kuyruğunu bıraktı.

Deizm, Ateizm olgusu, hele de bunların yayılması, Türkiye’de yeni bir şey değil.

reklam

Doksanlarda Aleviler, iki binlerde Kürtler arasında Ateizmin yayılmasını ne Diyanet, ne de Milli Eğitim umursamıştı.

Faşizm temelde ayrımcılığa dayanır ve ötekileştirdiğinin hali ile eğlenir.

Bu sefer işler değişmişti.

Muhafazakâr, dindar aile çocukları, hele de imam hatipler arasında yayılıyordu bu Deizm illeti.

Hitler, Mussolini, Ateist olabilirdi ama Faşizm, her ülkede aynı ilerleyemezdi.

Müslüman ülkelerde milliyetçilikle, dini ayırmak, beyhude meşgaledir.

Milli Eğitim bakanlığı ve Diyanet, aslında daha çok din dersi verelim, tarikatlara destek verelim ve benzeri manada bu tehlikeye dikkat çekmişti.

Dikkat etmedikleri şeyse, bu yaptıklarının kuyruğu yere düşürmek ve ya yeni neslin deyimiyle karizmayı çizdirmek olmasıydı.

Sonrasında Solcu medyanın olayın üzerine mal bulmuş Mağribi gibi atılması, leş bulmuş kuzgunlar gibi üşüşmesi de, telaşla leoparın kuyruğunu bırakmalarına neden oldu.

İnkâr ettiklerinde ise neredeyse iki yıldır bürokratlar arasında dolaşan araştırmalara ve raporlara ulaşanlar, bunu Milli Eğitim ve Diyanetin yüzüne vurdu. Siyaset böyledir, bir kere düştün mü, her gelen bir tekme atar.

Cumhuriyet ve Birgün gazeteleri konuyu didikliyor.

Leman ve Bayan Yanı dergileri de habire esprisini yapıyor, karikatürünü çiziyor.

Burada sorun toplumsal.

Fen liselerinde bile bol bol din derslerinin (siyer, peygamberin hayatı vs ) zorunlu seçmeli verildiği, öğrencilerin zorla imam hatibe gönderildiği, televizyonlarda ilahiyatçıları cirit attığı bir zamanda, hele de dindar aile çocukları neden dinden uzaklaşıyor, bir açıklama yapmak gerekli.

Benim bu konuda bir teorim var.

Sebebi yazılım, donanım konusu ve kuşak farkı.

En başta kendi kuşağımdan ve kendi kuşağımın yazılımından ve donanımından başlayacağım.

İtiraf edeyim bu günkü iktidar partisini iktidara getiren, benim kuşağım.

1970’li yıllarda doğan ve 80’lerde çocuk olanlar.

Ben 1974 doğumluyum ve 45 yaşımdan gün alıyorum.

Genel anlamda solcu- sosyal demokrat çevrelerde büyüdüğüm, arkadaş edindiğim halde, en sağcı insanların kendi yaşıtlarım arasında olduğunu görüyorum.

Biz 12 Eylül rejimince sağcı ve dindar, hatta dinci tarikatçı olması için yetiştirildik.

En başta 12 Eylül rejimini Atatürkçü zannetmekten vazgeçelim.

12 Eylül, gardırop Atatürkçülüğü denen gösteriş Atatürkçülüğünü getirdi, asıl Atatürkçülüğü zayıflattı.

Her okul bahçesine Atatürk büstü, her odaya Atatürk resmi, Gençliğe Hitabesi ve İstiklal Marşı tablosu asmak, her dersin yıllık planına Atatürkçülük konuları eklemek, okul içinde Atatürk köşesi gibi şekilci uygulamalar, 12 Eylülde zorunlu oldu.

Atatürk dönemi bedene tam oturan ve keskin hatlı takım elbiseler ve benzer erkek kıyafetleri; kadın giyiminde etek-ceket takımlar (o zamanlar tayyör deniliyordu bu elbiselere) o zamanlar moda oldu.

Buna karşın Atatürk’ün çok önem verdiği Türk Dil Kurumunu ve Türk Tarih Kurumunu birleştirme adı altında boşaltıp, saçma sapan Dil ve Tarih Yüksek Konseyini kurdurmak, polis teşkilatındaki ilk FETÖ örgütlenmelerini hoş görmek, Alevi köylerine cami yapmak, imam atamak, din derslerinin zorunlu olması ve her okulda en az bir din dersi öğretmeni olması gerekliliğini anayasa maddesi yapmak, ülkenin tek televizyon kanalında her hafta en az bir din programı yapmak ve daha bir sürü benzer icraatlar, 12 Eylüle aittir.

12 Eylül rejimi, basını ve eğitim sistemini de kullanarak, bu günkü toplumu itina ile inşa etti.

Hem de en ufak ayrıntısına kadar.

O dönemde basılmış çocuk öykü kitaplarının ana teması, anne-babasının sözünü dinleyene çocukların başlarına gelenlerdir.

Ortaokul seviyesinde ise okullada neredeyse sadece Ömer Seyfettin’in kitapları vardır.

Onun eserleri ise çocuklara uygun değildir. Zaten kendisi de çocuk edebiyatı olsun diye yazmamıştır.

Ömer Seyfettin eleştirilerimi bloğumda (Habergalerisi okurları için onbinkitap.blogspoot.com, şahsi bloğum) yazmıştım.

Ders kitaplarında ise son çeyrek yüzyılın solcu yazarları ve Nazım Hikmet gibi önemli solcu yazarlar silinmiş, ortalık Necip Fazıl ve Arif Nihat Asya gibi sağcı yazarlara kalmıştı.

Tarih ve coğrafya dersleri uzun süre milli tarih, milli coğrafya adı ile işlendi.

Tek kanallı devlet televizyonu, yaşlıların halen ajans dediği ana haber bülteni ile seksen öncesi ya da 12 Eylül öncesi denilen, özü sağın, devletin gücünü kullanarak sağı ezmesi olan gelişmeleri, önce sağ-sol çatışması, sonra da solun devleti yıkma girişimi gibi tanıtmasını sağladı.

Dört ya da beş saat olan hafta içi günlük yayınının on, on beş dakikası o zamanın muktediri, devlet başkanı ve genel kurmay başkanı olan Orgeneral Kenan Evren’in açıklamaları ve yakalanan yasa dışı sol örgüt görüntüleri olurdu.

Roman ve hikâye kitapları ya da günlük gazeteler, örgütsel doküman diye gösterilirdi.

Bu yüzden o yıllarda kitap satışları çok düştü. Olan itabın çoğunu Ankara alıyordu.

Uzun süre Ankara’da kitap satışları, İstanbul’dan fazla oldu.

(İstanbul’un her zaman Ankara’nın en az 2 katı nüfusu olduğu halde)

Gazete satışları da, uzun zaman nüfus arttığı halde sabit kaldı.

Yazılı basın da sağcı ulus yaratmak için uğraşıyordu.

Astronot Amstrong’un ayda ezan duyup, Müslüman olması, su altı belgeselcisi Cousteau’nun bir Kur’an ayetinden etkilenip Müslüman olduğu gibi yalanlar, basın tarafından tekrarlandı.

Her şey bir yana Jacques-Yves Cousteau’nun cenazesi, Paris’in meşhur Notre Dam katedralinden kaldırıldı.

Kur’an yırttığı için fare olan kız, cesedi  secde eder halde Kızıldeniz’in dibinde bulunan firavun, baldan Allah yazan arılar, Han von Ayberg denen sahtekar, Barış Manço’nun programına çıkan ve kelime-i tevhit yazan ağaç dilimleri, kuran ve 19 rakamı ilişkisi ve daha hatırlayamadığım nice sahte mucize, basın tarafından bize gerçekmiş gibi tekrar tekrar anlatıldı.

İki de bir Türkiye’ye gelen Cat Stevens, Müslüman olmadan önce o kadar da büyük yıldız değilmiş.

Yusuf İslam olamadan evvel sadece 1 albümü varmış.

Sonra dönem değişti. Basın halen sağcı, dindar vatandaş yetiştirme peşindeydi. Bizim nesil çok etkilendi.

Bir de sağcı ve tarikat üyesi bir ailede doğduğunuzu düşünün. Sorun bizden sonraki nesilde başladı.

Bizden sonraki nesil, yani şu n otuzlu yaşlarında olanlar, daha sağcı yetişse de, daha az dindar ve muhafazakâr yetişti.

Televizyonlar çok kanallı olmaya başlamıştı.

1989’da Star1 (Star tv) açılmadan evvel de halk, yavaş yavaş uydudan yabancı kanalları izlemeye, vhs-beta kasetlerden yabancı dizilerin yayımlanmayan bölümlerini izlemeye başlamıştı.

Çok kanallı televizyon, yeni radyo, tv kanalları derken, değişik ve yen fikirler girdi hayatımıza. 90’lı yıllarda televizyonlar daha çılgın ve cüretkârdı.

Bunun bir sebebi o zamanlar zaten özel televizyonlar (kâğıt üzerinde) yasakken, RTÜK vb denetim kurumlarının olmaması ise, diğer sebebi de internetin yaygınlığıdır.

Mesela artık Türkçe haber dergisi (haftalık ya da aylık) yok.

En son Nokta tekrar çıkmıştı, 15 Temmuz’dan sonra o da kapandı.

Ben şahsen haber için televizyon izlemek neyse de, eskilerin ajans dediği ana haber bültenini izlemeyi kendime zül sayıyorum.

Muhalif bile olsa, illa hükumet başkanının açıklamaları, açılışları, konferansları ilk sırada ve uzun uzun izletiliyor.

Hele şu günlerde 12 Eylülde Kenan Evren’i dinliyor gibi oluyorum. Ses ve tonlamalar falan, aynı o.

Şu anki iktidar partisi, iktidara gelmek için geç kaldı.

Televolelerden, Siyaset meydanından ve internetten sonra toplum çok değişti.

Ben lisedeyken, okul birincisi kızı, okulda sevilisi oldu diye üniversiteye göndermediler, evlendirdiler.

Bildiğim başka bir kıza da otuz yaşına kadar talibi çıkmadı bu yüzden.

Kadın zamparalık yaptı ya da dayak yedi diye kocasından ayrılmazdı.

Şimdi ise en ufak yanlışta boşuyorlar adamı. Üstelikte acı bir tazminat üzeri nafaka ile.

Şimdi bu neslin kızlarına, türbanlı ve imam hatipli de olsa, o eski aşırı erkek egemen dünyayı anlatırsın.

Tanıdığım biri, karısına ve velayeti onda kalan iki çocuğuna aylık on beş bin lira nafaka veriyor.

Boşanma sebebi çapkınlık. Eskidendi o göstere göstere zamparalık yap, sonra sağda solda övüne övüne anlat.

Geçenlerde çalıştığım lisede veli toplantısı vardı. Velinin biri okuldaki kız erkek arkadaşlıklarını sordu.

Ben de öğretmenler arası toplantıda ve okul yönetiminden bu konu ile bir uyarı ya da konuşma duymadığımı ve okulda da böylesi yakınlaşan öğrencilere denk gelmediğimi söyledim ki doğruydu.

Bizim okulun etrafı açıklık, her tarafta kamera var, okulda bunu yapamazlar.

Muhtemelen bu devrin gençliğinde vardır, hemen hepsi dershaneye falan gidiyor, oralar yakınlaşmak için müsait dedim.

Ne deseydim, daha önce çalıştığım taşra-kasaba liselerinde bile varken, arkadaşım güneydoğuda bir ilin merkezinde, üstelikte kız imam hatip lisesinde bu işlerden yılmışken, Ankara’nın ortasında bir fen lisesinde bu işler olmaz mı deseydim?

2008 ya da 10 gibiydi.

Kırıkkale’de bir lisede çalışıyordum Okulun öğrencilerinin dörtte üçünden fazlası kız ve bu kızlarında yarıya yakını türbanlıydı.

Müdürümüz Yakup hoca, bayağı sağcı-milliyetçi birisiydi.

O bile bir toplantıda, keşke kızlar, okuldan biriyle gezse, en azından gözümün önünde olur, fazla yakınlaşamazlar, yanlış yapmalarına engel olurum demişti.

Düşünürsek haklı adam. Kız sosyal medyadan birilerini bulacak, başına iş gelecek.

Oysa aynı okuldan biri ile el ele tutuşması bile zor olur. Ancak sahiplenme anlamında bir flört olur.

Kız-erkek ilişkileri olayın sadece bir yönü. Bu zamanın gençleri o uyduruk mucizelerinize de inanmaz.

Kuranda 6666 ayet yok 6236 ayet var, o da 19’a kalansız bölünmüyor der.

Dünya Müslümanlarının %55’i okuma yazma bilmiyor der.

DNA ve moleküler biyoloji bu kadar ilerlemişken, evrimin nesini yalanlıyorsun der.

İmam Gazali ve Buhari, neden cehennemin çoğunluğu zenginler ve KADINLARDIR demiş der.

Bu nesilde herkes en azından bir şekilde liseye gitmiş oluyor ya da yılda 5-6 tane popüler kitap okumuş oluyor.

Son sığınak din kaldı. O da gençleri bunaltıyor, gençler Deizm’e, Tengriciliğe falan kayıyor.

Sebebi sizsiniz. Bu donanımdaki gençlere bu din yazılımı olmuyor.

Sinan Kemal

Sosyal Medyadan Dönüş Yok

Araştırmacı; Yazar