Türkiyenin içler Acısı Hali

Türkiyenin içler Acısı Hali

Türkiyenin içler Acısı Hali

Değerli Dostlar, uzunca bir aranın ardından sizlerle olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Benim sizleri özlediğim gibi sizler de beni ve tabii yazılarımı özlemişsinizdir.

Evet dostlar bu yazımda ülkemizin içinde bulunduğu ve bizlere dayatılan Yeni Türkiye’yi gelin birlikte analiz edelim.

YENİ TÜRKİYE’DE NELER VAR NELER ?

Aslında bir çoğumuzun içinde olmayı hiç mi hiç istemediği ama bizlere bir yerde zorla dayatılan gördüğümüz, yaşadığımız, her duyduğumuzda şaşırtan, üzen ve isyan etme noktasına getiren o kadar çok olay var ki…

Gelin bunların bir kez daha altını çizelim.

1- Eğitim sistemimizin neredeyse tamamen cemaatlere bırakılıp, şeriat eğitimine geçilmesi.

Bu sistemde karma eğitimden çıkılıp, kızların ve erkeklerin ayrı sınıflarda eğitim görmesi durumu.

Üzülerek görüyorum ki hemen her konuda olduğu gibi eğitim de din eksenli yapılmaya çalışılıyor.

Çoğumuz Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, laik bir eğitim hayatından geçtik.

Yeni yetişen ve bu düzende yetişecek olan nesiller bilimden uzak her açıdan din temelli eğitim almaktalar.

Henüz anaokullarında verilmeye başlanan bu eğitim sistemi nesillere nasıl bir gelecek sunacak ?

Ve hatta, bizlerin yıllarca severek ve Atamıza duyduğumuz saygıyla okuduğumuz Andımız yerine çocuklara tekbir getirtiliyor.

Böylelikle anaokullarında bile 3-4 yaşlarındaki çocukların maalesef beyni yıkanıyor, küçücük kızlarımızın başlarını kapattırıp, geleceğin altyapısını hazırlıyorlar.

Bunları yaparken de Atamızın adını ve onun bu ülke için yaptıklarını unutturmak adına her türlü imkanlarını kullanıyorlar.

Ensar vakfı ve çeşitli tarikatlar eliyle şeriat eğitimi tabana yayılıp, hızla yaygınlaştırılıyor.

Değerli dostlar hepimiz farkındayız, ülkemiz her alanda çok geriye götürüldüğü gibi eğitim hızla Ortaçağ karanlığına getirilmek isteniyor.

Yani birilerinin istediği gibi maalesef yıllardır (sözde !) dindar ve aynı zamanda kindar, kayıp bir nesil yetiştiriliyor.

İlk ve orta öğrenimin dışında üniversiteler de ne yazık ki bu döngünün içinde.

Üniversitelerde yeterli bilimsel eğitimin verildiğini ve araştırmalar yapıldığını kim iddia edebilir ?

Bunun yanısıra buralarda ki bahar şenlikleri ve öğrenci klüpleri gibi sosyal aktivitelerden üniversiteliler hızla uzaklaştırılıyor.

Ve biz laik kesim, ne yazık ki bu olan bitene belki kayıtsız kalmıyoruz ama somut olarak ta hiçbir şey yapamıyoruz.

Hemen her konuda elimiz kolumuz bağlı olduğu gibi tepki veremez hale getirildik.

Çünkü ülkemiz demokratik yapıdan ve Cumhuriyet’ten uzak dikta rejimi ile yönetiliyor.

Tüm bunlar içimizi yaralıyor, kabullenemiyoruz ve sesimizi bir şekilde duyurmamız engelleniyor.

Yine de fazla karamsar olmadan tüm bu konuları çok iyi irdelemeli ve çeşitli mecralarda elimizden geldiğince konuşabilmeliyiz tabii izin verildiği ölçülerde !

Bundan sonra her hafta, yaşadığımız, bizi üzüp tedirgin eden Türkiye’mize dair sorunları yazmaya devam edeceğim.

Aslında çoğumuzun ortak sorunu olan bu durumların farkındalığını arttırmalıyız.

Dostlarım, bu haftaki yazımı izninizle sonlandırırken, sizlere her zaman olduğu gibi, sevgiyle ve barışla kalmanızı ve hiçbir şekilde Atamızın yolundan ve ülküsünden sapmamanızı temenni ediyorum.

Tekrar, görüşmek dileğiyle…

Özge Akçakaya

Bir önceki yazımı okumak isteyenler