Atatürkü Anmak Anlamak Yaşamak

Atatürkü Anmak Anlamak Yaşamak

Atatürkü Anmak Anlamak Yaşamak

Bu gün…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı değil.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı değil.

30 Ağustos Zafer Bayramı değil.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı değil.

10 Kasım ölüm yıl dönümü değil.

Yani Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak ve hatırlamak için ortalıkta bir neden, olay ve tarih yok.

Peki, bayram değil seyran değil. Durup dururken nereden çıktı bu Atatürk ile ilgili yazı?

Anlatayım efendim. Ama öncelikle ANMAK, ANLAMAK VE YAŞAMAK kavramlarını açalım.

Anmak:

1-Bir kimseyi ya da bir şeyi anımsayarak sözünü etmek.

2-Adını dile getirmek, söylemek.

 

Anlamak:

1-Bir sözün, sözcüğün, bir simgenin, bir olay, olgu ya da davranışın ne demek olduğunu, neyi gösterdiğini kavramak.

2-Yeni bilgileri eskileriyle birleştirerek bir sonuca ulaşmak, bir tür çıkarsama yapmak.

 

Yaşamak:

On bir den fazla anlam içerisinde konumuz ile ilgili olan anlamlarını aldım.

1.Canlılığını, yaşamını, varlığını sürdürmek.

2.(Mecazi anlamda).Sürüp gitmek, sürmek.

Örneğin: “O ölmedi, içimizde hep yaşayacaktır”

3.(mec.) Bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, onu duyumsamak.

“Geçirdiği kazayı anlatırken olayı yaşıyordu”

4.(mec.) Bir durumu, bir duyguyu yaşamış olmak.

 

Nedense Atatürk 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve 10 Kasım tarihlerinde hatırlanıyor.

Genelde sadece bu tarihlerde Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılar yazılıyor.

Kısacası Atatürk’ü beş altı tarihe sıkıştırıp sonrasında unutuyoruz.

Bunu söylemekteki kastım elbette ‘’yıl boyu Atatürk diye ortalıkta dolanalım’’ demek değil.

O’nu cam fanus içinde koruyalım da demek istemiyorum.

Ama ortada ‘Türk Devrimi’ denen bir gerçek var.

Bu devrimin yaratıcısı, uygulayıcısı ve şu anda bu devrim sonucunda sahip olunan bir ülke, bağımsızlık, bir Cumhuriyet ve buna sahip bir Ulus var.

Miras bırakılan Türkiye Cumhuriyeti ve toprakları var.

Üç yüz, beş yüz metre kare toprak, bir ev bırakan dedemizi, nenemizi her yıl anıp, lokmalar dağıtıyoruz.

Hatıralarını yâd edip dualar gönderiyoruz.

Ama bu millete ülke, bağımsızlık ve Cumhuriyet bırakan Atatürk ve canlarını bu uğurda çekinmeden veren yüce Türk Milletini sıradan bir anma ile geçiştirmek ne kadar doğru?

Bazı aklı evlerin ‘Atatürk bu ülkeyi tek başına mı kurtardı, Cumhuriyeti tek başına mı kurdu?’ dediğini duyar gibiyim.

Bu söylemi iddia eden olmadığı gibi;

Atatürk demek Türk Milleti demektir. Türk Milleti Atatürk’ün şahsında temsil edilmiştir.

Atatürk’ü anmaktan kasıt, şahsında temsil edilen YÜCE TÜRK MİLLETİ dir.

Bizatihi Atatürk’ün kendisi aşağıdaki sözü ile bunu açıkça beyan etmekte ve ortaya koymaktadır.

 

Hâlbuki Anmak, Anlamak ve Yaşamanın insan beyninde, düşüncelerinde hayatında bir karşılığının olması gerekir.

Yani Anmak, Anlamayı gerektirir.

Anlamak da analiz etmeyi, yorumlamayı, sorgulamayı ve onu bizzat hayatınızda yaşamak, yaşatmak, hissetmek ve hissettirmeyi, hayata dâhil etmeyi, uygulamayı, sürdürmeyi gerektirir.

Kuru kuruya yapılan anmak ve anlamak programları ise Atatürk’ü gerçek manada hayata dâhil etmek değildir.

Demek istediğim; Atatürk’ü gerçek manada tanıyalım.

Gerçek manada analım, gerçek manada anlayalım ve gerçek manada yaşatalım.

 

Evet, bizler yukarıdaki tarihlerde Mustafa Kemal’i anıyoruz! Sözünü edip, adını dile getiriyoruz. Hatırlıyoruz.

Ondan bahsediyoruz.  Ama sadece o kadar. Birkaç hamasi nutuk, sonra dağılıyoruz.

Ortada iki tane Mustafa Kemal var. Bunu bizzat kendisi söylüyor.

Bizler adı Mustafa Kemal olan şahıstan bahsediyoruz sadece.

Ortada Bir de Türk Milletinin şahsında ve adında temsil edilen Mustafa Kemal Atatürk var.

Kendi sözleri:

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal…

İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!

O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.

Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.

Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

Lütfen bu sözleri tekrar okuyunuz. İfadelerdeki tevazuu, asaleti görebiliyor musunuz?

 

Bakın ne diyor Atatürk.

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

 

Eğitimde, bilimde, ekonomide, sanayide, tarımda, siyasette, sosyal hayatta kısacası hayatın hangi aşamasında, hangi derecede Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri yer alıyor?

Ya da alıyor mu? Alıyor ise uygulayabiliyor muyuz?

Eğer bizler Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti, Devrimleri yaşatıp sürdürebiliyorsak, koyduğu ilkeleri yaşatabiliyorsak, fikirlerini uygulayıp yaşatabiliyorsak, eserlerine sahip çıkıp daha da ileri taşıyabiliyorsak gerçek manada Atatürk’ü Anmış, Anlamış ve Yaşamış olacağız.

Anmak, Anlamak, Yaşamak ve Yaşatmak istediğimiz kişi ve milletin dünya görüşü ve mirası akıl, bilim, fen, zamanın şartlarına uygun öğretiler ise eğer bunlara sahip çıkmak gerekmez mi?

 

“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.

 

“Eğer bir gün benim sözlerim bilimle çelişirse bilimi seçin.”

 

“Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı (delil olarak gösterilen Kur’an ayeti), hiçbir dogma (doğruluğu ispatlanmayan düşünce iddia), hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.

Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır.

Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.”

 

“Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır.

Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.

Akla, bilime, ilime, eğitime bu derece önem veren, bunu kurduğu cumhuriyette bizzat uygulayarak “Baş Öğretmen” sıfatını alan ve bu öğretiyi halkına miras olarak bırakan başka bir dünya lideri bulmak mümkün değildir.

 

Dünya siyaset ve askeri tarihinde fırsatını bulan, herkesin ülkeyi ele geçirip, ülkenin tek sahibi ve sonrasında Diktatör olmak istediği bir dönemde, elinde güç ve imkân varken halifeliği bile elinin tersi ile itip, ülkesine ve milletine en büyük armağan olarak Cumhuriyeti, Demokrasiyi ve Laikliği bırakan kişi olmak her yiğidin harcı değildir!

 

“Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar, evet, bu doğrudur.

Benim arzu edip de yapamayacağım bir şey yoktur.

Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem.

Bence diktatörlük, diğerlerini ram (hükmeden) edendir.

Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.”

 

“Ben istese idim derhâl askerî bir diktatörlük kurardım ve memleketi öyle idareye kalkışırdım.

Fakat ben istedim ki, milletim için modern bir devlet kurayım.”

Anmak, Anlamak, Yaşatmak istediğimiz kişinin kim olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsunuz değil mi?

 

“Eğer ülkeni kurtaracak bir lider beklemekteysen ben size hiçbir şey öğretememişim demektir.”

 

“Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanır.”

 

Amacım Atatürk’ün sözlerini paylaşarak hamasi nutuklar atmak değil.

Sıra dışı günlerde de onu anmak, hatırlatmak ve anlamaya yaşamaya aracı olmak.

Kendinizi Atatürk ile özdeşleştirmenize yardımcı olmak.

İkinci Mustafa Kemal’in, bu günlerde ve bundan sonrasında bu ülkenin ve Cumhuriyetin gerçek kurtarıcısı olacak kişilerin bizler, sizler hepimizin olduğunu hatırlatmak.

Uyandırın artık içinizde saklı Atatürk’ü!

 

Sağlık ve Sevgi ile kalın.

Talha Kumcu

”Kalite Sorunu” isimli yazımı buradan okuyabilirsiniz