Aydın İhaneti

Aydın İhaneti

Aydın İhaneti

İnsan sosyal bir varlıktır. Yaratılışında yalnız yaşamak yoktur. Bakmayın siz bir köşeye çekilip el ayak kesenleri.

Kendilerine göre haklı nedenleri olsa da bu yalnızlık doğal ve sağlıklı değildir.

Kaldı ki insanoğlu yalnızken bile bir başka insana, başka insanların dostluğuna, iletişimine, ürettiklerine, birlikteliğine, desteğine muhtaçtır.

İnsanoğlu sosyal yaşamı içerisinde, bazı ihtiyaçlarını karşılayamadığı içindir ki toplum halinde yaşam sürüyor.

reklam

Diğer insanlardan destek görüyor, destek veriyor.

İnsanların maddi ve hizmet anlamındaki ihtiyaçlarının karşılanmasında pek sıkıntı görülmese de bazı ihtiyaçları var ki (Örneğin fikir, sanat, yol gösterme, düşünsel önderlik gibi) ne bu ihtiyaçlarını karşılayabilecek yetiye sahipler ne de bu yetiye sahip olan insanlar bu yetilerini toplum ile paylaşıyorlar.

Hâlbuki insanoğlu kendisinde olmayan, özellikle fikir, sanat, düşünsel önderlik gibi değer ve yetileri toplumdaki başka insanlardan karşılıyor.

İşte topluma bu ihtiyacını veren, önderlik eden belirli insanlara aydın gözü ile bakıyoruz.

(Yeti: İnsanda doğal olarak bulunan, bir şeyi yapabilme gücü, doğal yatkınlık. İnsandaki düşünme, anlama, kavrama ya da imgeleme gibi doğal zihinsel güçlerden her biri.)

Aydın nedir?

Genellikle iyi eğitim görmüş, çok okumuş, oldukça kültürlü ve bilgili, görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresini de aydınlatabilecek nitelikte olan kişilere diyoruz değil mi?

Aydın olmak, her konudan anlamak değildir. Belli konu veya konularda yetke (otorite) olmaktır.

Yani bilgi sahibi olduğu konularda uzman ve söz sahibi olmaktır.

Bu uzmanlık mesleki uzmanlık ile karıştırılmamalıdır.

Fikir, düşünce anlamında bilgi verebilecek, topluma yön verebilecek aydınlatmadan bahsediyoruz.

Bu bakış açısına göre Aydınlar toplumda çeşitlidir ve farklı konularda farklı aydınlar olabilir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken konu Aydının toplumu yetersiz, bilgisiz kaldığı konularda, uyarılması ve harekete geçirilmesi gereken konularda, yön verebilecek, deniz feneri olabilecek yetide olmasıdır.

Kısaca Aydın topluma karşı sorumlu olan insandır.

Aydın kişi sahip olduğu bilgi ve yetileri sahiplenemez. O bilgi ve yetiler kendisine ait değildir.

Bunu toplum ile paylaşmak zorundadır. 

Aydının, kendisinde bıraktığı ve topluma aktarmadığı her bilgi ve yeti kendisine yüktür.

Aydının görevi sahip olduğu tüm bilgi ve yetileri topluma aktarmak ve topluma öncülük etmektir.

Çünkü Aydın artık topluma mal olmuş, topluma ait bir değerdir. Kendisini bu aidiyetten koparamaz.

Aydının, aydınlıktan ve aydınlatmadan emeklilik gibi bir hakkı da söz konusu değildir.

Son nefesine dek, topluma ışık olmaya mecburdur.

Aydın çeşitliliğine gelince, Siyasal, Bilimsel, Sanatsal, Eğitim, Ekonomi, Askeri, Hukuk, Din, Basın ve Medya vb alanlarda her seviyede aydın mevcut.

Aydınlar özellikle toplumun sıkıntıya düştüğü, çıkmaza girdiği, toplumun birlik ve beraberliğinin bozulduğu, toplumun felakete sürüklendiği durumlarda kendiliğinden harekete geçmesi, görev üstlenmesi, ışıklarını yakması ve topluma deniz feneri olması gerekir.

Aydınlar toplumun doğal önderleridir.

Eğer sıkıntılı durumlarda Aydın bilinen kişiler şahsi menfaatlerini düşünüyor, korkuyor, kalemini satıyor, doğru olanı haykıramıyor, topluma önderlik edemiyor ise sadece Aydın vasfını kaybetmekle kalmaz, hem aydınlığına, hem bilgisine, hem topluma hem de gelecek nesillere ihanet ediyor demektir.

Atatürk’ün kurduğu ve milletimize armağan ettiği en büyük değerimiz Cumhuriyetimiz.

Cumhuriyetimiz ve Türk Milleti zaman zaman çeşitli tehlikelere uğradı.

Hatta demokrasimiz kerelerce kesintiye uğradı.

Atatürk, aydınlanmanın sadece kentlerde ve okullarda değil, aynı zamanda köylüden başlaması gerektiğini bildiği ve öngördüğü içindir ki, “Köylü milletin efendisidir.”

Demiş ve Köy Enstitülerinin temelini atmıştır.

Toplumu aydınlatacak Aydınların temelleri ise Köy Enstitülerinde atılmıştır.

Demokrasimiz kesintiye uğradığı zamanlarda büyük aydın kıyımları uygulandı.

Demokrasi ve Cumhuriyet sadece darbeler ile değil binlerce yıl öncesinde kalmış dini ve kültürel baskılara sürekli olarak maruz bırakılmıştır.

İşte bu tür zamanlarda toplumun Aydınlarının doğal olarak ortaya çıkması ve görev üstlenmeleri gerekir.

Hukukun ırzına geçilip katledildiği, ordumuzun dağıtıldığı, dinin din olmaktan çıkarıldığı, siyasetin toplum adına ve yararına yerine, şahsi çıkarlar için yapıldığı, Cumhuriyetimizin ve değerlerimizin, kuruluş felsefemizin ayaklar altına alındığı, kadınlarımızın ve çocuklarımızın tecavüz edilip katledildiği, ahlakın sadece sözlükte yer alan bir kelime haline getirildiği, hazinenin ve ekonominin talan edildiği, bilimin geçerli akçe olmaktan çıkarılıp yobazların eline bırakıldığı, sanatın her türlüsünün saldırıya maruz kaldığı bir ortamda sözde Aydınlarımız nerede?

Şahsi menfaatini milletin menfaatinden üstün tutan, kemik ile kalem sallayan sözde Aydın ve gazeteci müsveddeleri karşısında bir avuç Aydın çaresiz kalmış.

Ne yazık ki para sayan eller ya kalem bırakıyor ya da parayı verenin emrini yazıyor.

Asıl korunması, savunulması gereken ve son kale olan Hukuk ve Ordumuz darma dağın edilip ayaklar altına alındığında Aydın geçinen hukukçu ve askerlerimiz nerede?

Toplumu geleceğe taşıyacak Üniversitelerimiz, Rektörlerimiz, Dekanlarımız, Öğretim görevlilerimiz, Hocalarımız neden susuyorsunuz?

Siyasette, Eğitimde, Hukukta, Bilimde, Ekonomide, Dinde gerçek aydınların ortaya çıkıp görev alması gerekiyor.

Görev alamıyorsanız bağımsız olarak doğru bildiklerinizi fırsatını bulduğunuz her ortamda topluma anlatmanız, haykırmanız gerekiyor.

Bunu yapmıyor veya yapamıyorsanız eğer aynaya bakabiliyor musunuz?

Bir avuç kalan aydınlar da korku, neme lazımcılık, bu millet adam olmaz bahaneleri ile köşesine çekilmiş seyrediyor ve susuyorsa ise eğer bunun adı ancak AYDIN İHANETİ olabilir.

Toplumun deniz fenerleri ne yazık ki sönmüş, engin denizde kılavuzsuz, karanlık sularda batmak üzere!

O gemide sizler de varsınız aydın geçinenler.

Yüreğini, kalemini, cesaretini, çabasını ortaya koyup haykıran bir avuç aydınlara sözüm olamaz. Onlara selam olsun.

Vicdanınız rahat mı sevgili Aydınlar, nasıl gemi batarken mutlu musunuz böyle?

Sağlık ve Sevgi ile Kalın.

Talha Kumcu

Bir önceki yazım için TIKLAYIN

"Bize verilen yaşamın dakikaları sayılıdır ve boş olarak verilmiştir. İsteyin yada istemeyin, o'nu şu ve ya bu biçimde doldurmak zorundayız. Bu nedenle yaşamın özü o'nun kullanılışında yatar." İlkesini kavramış biri olarak yaşamını Atatürk ilkeleri ve devrimleri ile yaşayan Laik, Demokrat, Akıl ve Bilimden yana yaşamaya çalışan bir yurttaş.