İçimizdeki Elçi Akıl

İçimizdeki Elçi Akıl

İçimizdeki Elçi Akıl

İnsanlığı yaratan Yaratıcı, insanı yaratıp boş bırakmamıştır.

Doğumundan ölümüne kadar her insana “Elçi” olarak Akıl vermiştir.

Her insan aynı zamanda Yaratıcı’nın elçisidir. Yaratıcı’yı yeryüzünde temsil eder.

Yaratıcı, Kitap ve Ayet olarak da insanlığa, kâinatı ve doğayı vermiştir. Kâinat ve doğa, ayetlerdir.

reklam

Yeter ki insan olarak okumasını bilelim. Her canlı başlı başına bir ayettir.

Elçi olan insan aynı zamanda ayettir.

Erich Fromm (Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist, sosyolog ve filozoftur.) der ki;

“Artık Tanrı’ya değil, onun adına konuştuğunu iddia eden kişi ve topluluğa tapınılmaktadır.’’

Çok doğru ve yerinde bir tespit.

Yaratıcı adına konuşanlar, sözlerinin vahiy olduğunu söyleyerek, aslında kutsal bir zırh, dokunulmazlık ve sorgulanmazlık kazanmaktadırlar.

Böylece etkiledikleri tüm kişi ve toplumların kendi akıl ve sorgulamalarını devre dışı bırakmaktadır.

Yani Akıl şalteri indirilmektedir. Bu sağlandıktan sonra artık vahiycinin işi çok kolaydır.

Kişiler ve toplumlar istedikleri gibi yönlendirilebilir, kullanılabilir ve sömürülebilir hale getirilmiştir.

Eski İslamcı yazar Levent Gültekin “Onurlu Çıkış” adlı kitabında bizzat yaşadıklarına (sorgulamalarına) dayanarak şöyle diyor.

Daha doğrusu dürüstçe itiraf ediyor. İçimizdeki Elçi Akıl

“Dinin, siyasi, ticari, toplumsal ortak bir payda haline getirilmesindeki sakıncayı net göremiyordum.

Siyasi, toplumsal ve ticari ilişkilerde inancın sömürüldüğünü görüyor, fakat bu sömürünün kaçınılmaz olduğunu idrak edemiyordum.”

“Din adına biz İslamcıları kandıranlar, uyutanlar, sömürenler gemilerini yüzdürmeye devam ediyorlar.”

“Biz dini değerlerin siyasi, toplumsal ve ekonomik çözümler getireceğini sanıyorduk.”

Bazı insanlar, vahye inananlar, dindarlar, siyasal İslamcılar hayatta karşılaştıkları sorunları, olayları din terazisi ile tartıyor ve din gözlüğü ile bakıyorlar.

Dini, dinin hükümlerini, o hükümleri açıklayan insanların sözlerini ölçü olarak alıyorlar.

Olaylara onların gözleri ve gözlükleri ile bakıyorlar.

Sürekli değişim ve gelişim içinde olan insanlık, 3300, 2000 ve 1400 yıl önceki teraziler ile yapılan tartımlar ve ölçümler ile hayatını şekillendiriyor, şimdiki ve gelecekteki hayata geçmişin gözlükleri ile bakıyorlar, yönlendiriyorlar.

İnsanlık ne yazık ki geçmişten gelen din terazisinin yanlış değer ve ölçüler gösterdiğinin, gözlüğün ayarının zamanımıza ve insanlığa uymadığının, karanlık gösterdiğinin farkında değil.

Din gözlüğünden baktığı dünyanın ve hayatın, gerçek hayat olduğuna inanmış.

O terazinin ölçümünü doğru kabul etmiş.

Hâlbuki insanlığın var oluşundan günümüze ve gelecekte asla ayarı bozulmayacak, yanlış tartmayacak bir terazi var elinde.

Yaratıcı’nın bahşettiği ama kullanamadığı öyle bir terazi ve gözlük var ki korkuyor kullanmaya.

AKIL Terazisi, AKIL Gözlüğü. Bu terazi ve gözlük bünyesinde Vicdanı, Adaleti, Ahlakı ve Sevgiyi barındırır.

Bunlar, terazinin dengesini, gözlüğün ayarını koruyan ve sağlayan unsurlardır.

Akıl gözlüğü ile hayata bakmak ve tartmak aslında insanın doğasında vardır.

Yaratıcı bu yeteneği vermiştir insana, fıtratına.

Ne yazık ki doğasından gelen bu değeri vahiyciler yüzünden kullanamamaktadır.

Bu değerin asla yanlış tartması söz konusu değildir.

Bireysel akıl, toplumsal akıl ve insanlık aklı her zaman diliminde, her ortam ve koşul altında, her varlık için kullanılabilir olması insanlığın en büyük değeri, ölçüsü ve göstergesidir.

Bugün, insanlık aklı, vahiyciler ve dinler tarafından esir alınmıştır.

Akıl terazisi ile tartamayan, akıl gözlüğü ile göremeyen insanlık, kendisini, aklını, dünyasını sınırlandırmış ve etrafına aşılması çok zor düşünce kaleleri örmüştür.

Kendisini vahi hapishanesine hapsetmiş, vahiycileri de kendi başına gardiyan dikmiştir.

Akıl terazisi yerine din terazisini, akıl gözlüğü yerine din gözlüğünü kullananlar hem kendilerine hem insanlığa hem de diğer varlıklara haksızlık etmiş, zulmetmiş olurlar.

İnsanlık, hayata akıl gözlüğü ile bakıp, akıl terazisi ile tarttığında, Aklı vahiycilerin ve dinlerin esaretinden kurtarabildiğimizde Dünya daha yaşanabilir bir cennet haline gelecektir.

Sahte elçi ve kitaplar peşinde koşan insanlık, cennet olacak dünyasını, kendi eliyle cehenneme çevirmektedir.

Sağlık ve Sevgi ile Kalınız.

Talha Kumcu

 

"Bize verilen yaşamın dakikaları sayılıdır ve boş olarak verilmiştir. İsteyin yada istemeyin, o'nu şu ve ya bu biçimde doldurmak zorundayız. Bu nedenle yaşamın özü o'nun kullanılışında yatar." İlkesini kavramış biri olarak yaşamını Atatürk ilkeleri ve devrimleri ile yaşayan Laik, Demokrat, Akıl ve Bilimden yana yaşamaya çalışan bir yurttaş.