Son KHK

Son KHK

OHAL son buldu, son KHK yayınlandı, ülke normale döndü demek isterdim ama 696 sayılı KHK ile bırak sonu ülke için sonun başlangıcı, adeta ‘iç savaş, katliam provası’ olan bir KHK yayınlandı.

 

Asıl felaket buymuş gibi görünse de daha önceden yayınlanan KHK ile 696 birleşince, darbe/terör bahane edilerek resmi/sivil fark etmeden cezasızlık, yargılanmama güvencesi getirilerek ‘insan hakları ihlali, işkence, cinayet’ meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Ne olursa olsun, hangi sebeple olursa olsun, kim olursa olsun, kimsenin ‘suç işleme özgürlüğü’ yoktur.

 

Savaşın bile bir hukuku varken FETÖ darbesi bahane edilerek 15/16 Temmuz’da yapılan; askerlerin kafasının kesilmesi, linç edilmesi mazur gösterilemez.

Kaldı ki ‘MEŞRU MÜDAFAA HAKKI’ yasamızda varken bu neyin nesi?

 

15 Temmuz darbe girişimini önlemek için sokağa çıkan sivil vatandaşlarımız ‘meşru müdafaa hakkını’ kullandıysa mahkemelerde çıkar.

Darbeyi bastırmaya çalışan resmi görevlilerin, askerin, polisin, devletin suç işleme özgürlüğü zaten olamaz!

OHAL süresi boyunca (ki daha ne kadar süreceği belli bile değil) bürokrat dahil, bağımsız mahkemelerin kanun dışı bir yetki kullanması söz konusu dahi olamaz.

İnsan hakları ihlali, işkence bir suçtur ve zaman aşımı yoktur. Öyleyse bu neyin telaşı?

Son KHK

Son KHK ’dan pis kokular geliyor.

Herkes kendi hukukunu, adaletini, hakkını savunacaksa devlet, polis, asker, mahkemeler niye var?

Amaç iç savaş çıkarmak değilse, milleti millete kırdırmak değilse, muhalifleri silah zoruyla susturmak değilse, diktatörlük değilse son KHK niye var?

 

Buradan korktuğumuz anlamı çıkmasın.

Gece-gündüz #BedelliAskerlik tagı açan AK Gençlik değil; Ya İstiklâl Ya Ölüm Diyen Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının çocuklarıyız.

Ülke savunması gerekirse ölmeye tereddüt etmeyiz..!

 

15 Temmuz’u; düşman ülkeyi ele geçirmek istedi, savaş çıktı, Cumhuriyet’i yıkmak istedi diye yutturamazsınız.

Şimdilerde FETÖ, 15 Temmuz öncesi muhterem hoca efendi denilen Fethullah Gülen cemaati gökten zembille inmedi memlekete!

 

Ne istedilerse veren, aynı menzile farklı yollardan yürüyen, devletin her kademesine yerleştiren, okul-dershane-banka veren…

AKP iktidarı 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonu ile cemaatle ters düşmüş, 15 Temmuz olaylarının olmasına zemin hazırlamıştır.

Öyle Allah affetsin, kandırıldım (kandırıldık) demekle sorumluluktan kurtulmak var mı?

 

Diyelim ki bir öğrenci ödevini yapmadı. Haklı bir gerekçesi de yok.

Öğretmenine Allah beni affetsin, yapmadım-yapamadım demekle eksi (kötü not) almaktan kurtulabilir mi?

Nerde o yoğurdun bolluğu…

 

Darbe teşebbüsü hakkında şaibeler tam olarak kalkmadı.

Kontrollü, bilindiği halde engellenmedi, Allah’ın lütfu olarak kullanıldı, emir eri olan askerler komutanlarca kullanıldı, By– kumpası (11.480 kişi By– kullanmadığı halde hakkında işlem yapıldı, hapse atıldı, işinden oldu, terörist, FETÖ’cü diye yaftalandı), hiçbir şeyden haberi olmayan askerlerin boğazı kesildi, linç edildi…

Bütün bunların araştırılma önergesi AKP’ce REDDEDİLDİ!!!

 

Hukuk, mahkeme, araştırma, demokrasi olmasaydı 11.480 kişinin hakkını kim savunacaktı?

Linç edilen Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin, kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş.

Ailesi saçından, tırnağından zar zor tanımış, cenazesinde sela bile verilmemiş.

Ya masumsa, ya kandırılmışsa, ya tatbikat var diye köprüye götürüldüyse? Ya Murat Tekin sizin evladınızsa?

 

Bu çocuklar devlete emanet değil miydi?

Sahip çıkmayan, kalabalığın arasında linç edilsin diye bırakan, emrindekilerin darbe hazırlığında olduğunu anlamayan Genel Kurmay Başkanı dahil, devlet erkanı, MİT, istihbarat, İçişleri Bakanlığı gibi kurumların suçu yok mu?

 

Devleti o zamanlar Gülen cemaatine; şimdilerde Menzil, İsmailağa, Ensar ve adını bilmediğimiz cemaat, tarikat, vakıflara emanet eden iktidarın hiç suçu yok mu?

15 Temmuz benzeri felaketlerin yaşanmayacağının garantisi var mı?

AKP akıllanmış, Cumhuriyet ayarlarına dönmüş, demokrasi, laiklik, hak-hukukla, çağdaş bir yönetimle ülkeyi yönetir gibi mi görünüyor?

 

Daha 3 gün önce AKP’li başkan ‘Vallahi dil ile haykırılmasa da hilafet gelmiştir arkadaş’ dedi.

 

Bu beyanat laikliğe aykırı değil mi?

İhtiyaç fazlası İmam Hatip açmak, neredeyse tüm okulları İmam Hatip yapmak, ana sınıfı dahil dini kuralları uygulamak, okullarda Cuma namazı baskısı, Milli Eğitim’i Ensar benzeri vakıflara devretmek, Diyanet’in akıllara zarar fetvaları, AKP’lilerin hilafet nidaları, Cumhuriyet ve Atatürk’le hesaplaşmaları, küfür, tehdit, baskı ile muhalifleri hedef almaları, Gezi Olaylarını, Referandumda hayır diyenleri terörist ilan etmeleri, devlete işe yandaşlarından, AKP’li olmayanlardan başka kimseyi almamaları, AKP-MHP’li isen vatan sever, değilsen vatan haini ilan etmeleri bir çeşit diktatörlük, laiklik ve Cumhuriyet düşmanlığı değil de nedir?

 

Bunlar için soruşturma açacak, vatan ve milleti koruyacak, makamı-mevkisi ne olursa olsun, kim olursa olsun hukuku uygulayacak bir tane Cumhuriyet Savcısı, vatan evladı, parti ayrımı gözetmeyen hukukçu, hakim, Anayasa Mahkemesi, insan yok mu?

 

İç savaşın kazananı olmaz. Ülke olarak, millet olarak kaybederiz.

Ancak şu da biline; binbir emekle, binlerce şehitle, kan ile, aşk ile, gözyaşı ile kurulan vatandan, Cumhuriyet’ten, laiklikten, hak-hukuk-adaletten öyle kolay kolay vazgeçecek değiliz!

Ucunda ölüm olsa ne yazar, Atatürk’ün dediği gibi:

-Ordu yok, dediler

KURULUR, dedi.

-Para yok, dediler.

BULUNUR, dedi.

-Düşman çok, dediler.

YENİLİR, dedi… HODRİ MEYDAN..!

”At izi it izine At Eti Dana Etine Karıştı” isimli yazımı okumak için tıklayın…