Bir Cumhurbaşkanı istiyorum

Bir Cumhurbaşkanı istiyorum

Bir Cumhurbaşkanı istiyorum

Yüksek sesle konuşmayan, hakaret etmeyen, kendinden olmayanları aşağılamayan, ötekileştirmeyen, her vatandaşa eşit davranan…

Kendisini en ağır şekilde eleştirenleri bile dikkatle dinleyip önemseyen…

Bir yerde bir eylem, bir yürüyüş, bir grev yapıldığında oraya gidip “Ne istiyorsunuz? Sorununuz ne? Sizin için ne yapabilirim?” diye soran…

Kindar ve dindar bir nesil değil, aklı hür, vicdanı hür nesiller isteyen…

Vatandaşın ne giydiğine, ne yediğine-içtiğine, ne izlediğine, nasıl oturduğuna, dinine-imanına karışmayan…

Kendi cebini değil de vatandaşın cebini düşünen, devletin parasını yalnızca vatandaş için harcanmasını sağlayan…

Yansız, yalansız, dolansız, özü-sözü bir, bir gün “ak” dediğine öbür gün “kara” demeyen…

Kandırılmayan, aldanmayan, yanılmayan, kandırmayan, aldatmayan, yanıltmayan…

Terör örgütlerine ne istediyse vermeyen, onlarla şarkılar söylemeyen, kol kola yürümeyen…

Sürekli birilerine “Eyyy” demek yerine gereğini yapan…

Ülkemizin itibarını zedelemeyen, saygınlığımızı iki paralık etmeyen…

İtibarı saray duvarları arkasında değil, güvenilir olmakta arayan…

Doğayı seven, ağaçlarımıza, ırmaklarımıza, derelerimize, doğal güzelliklerimize dokundurtmayan…

Vatanımın bir karış toprağına dahi göz dikenlerin gözlerini çıkartan çocukların-gençlerin-kadınların kılına bile zarar gelmesine tahammül edemeyen…

Bir Cumhurbaşkanı istiyorum

Köylüyü milletin efendisi sayan…

Kadını milletin baş tacı yapan…

Çocukları ve gençleri el üstünde tutan…

İşçinin-memurun hakkını koruyan…

Vatandaşın rızkını kimseye yedirmeyen…

Dini adalet kabul eden, doğru yolu akıl ve bilimde arayan, rehberi NUTUK olan…

Bizi gerçekten seven, yalnızca bizim iyiliğimizi düşünen, bunun için çalışan

Bir Cumhurbaşkanı istiyorum…

Farkındamısınız bilmiyorum ama Çankaya Köşkü’ndeki Cumhurbaşkanlığı makamı çok uzun süredir boş…

Öksüz-yetim çocuklar gibiyiz. Bizi seven, sayan, koruyan hiç kimsemiz yok…

Eh, durum böyle olunca…

Ege denizindeki adalarımız da gider…

Kıbrıs da gider…

Musul da gider..

Kerkük de gider…

Öyle bir an gelir ki;

Diyarbakır gider…

Ankara, İstanbul, İzmir de gider…

Adaletin tanımı zulüm olur…

Çocuklarımız maktul, gençlerimiz zayi olur.

Ahlak kavramı bu toprakları terk eder…

Fetö de devleti ele geçirir, PKK da, ABD de…

Paralarımız da çalınır, haklarımız da, yıllarımız da, geleceğimiz de çalınır…

Canımıza daha fazla okunmadan, ülkemiz başımıza yıkılmadan, geleceğimiz yok olmadan Çankaya Köşkü’ne layık olan birini oturtmak için var gücümüzle çalışmalıyız.

Unutmayalım ki, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurda-kuşa yem olsun diye kurmadı.

BERİL ŞEKER

27.12.2017

”Tek Derdimiz Çocuklarımız” isimli yazımı okumak için tıklayın…