Ve insan Asimile Olurken

Ve insan Asimile Olurken

Ve insan Asimile Olurken

Siyah beyaz anılar canlanır bazen hafızamda.

Yoğurtçular, bozacılar..

Mahallenin bir köşesinde konuşlanmış allı güllü şekerci amca. Ne güzel yıllardı.

Her şey saf temiz ve doğal.

Hepimizin evi aynıydı, aynı geceye yatar, aynı sabaha uyanırdık. Çay kaşıklarının sesleri karışırdı gün doğumlarına.

Birlikte, hep birlikte, acıyı, özlemi, hissederek yaşardık. Komşularımızın akrabalarını bile tanırdık.

Düğün, Bayram, cenaze bir arada olur yardımlaşırdık. Evimizin anahtarını teslim ederdik uzak bir yere giderken.

“çiçeklerim ölmesin”.
Ne güzeldir “güven vermek, güven duymak”.

Etnik kimliklere bakmaz, kimin nereli olduğunu sorgulamazdık, evimizde pişen ne varsa, “kokmuştur der, komşuya da bir tabak” gönderirdik.

Sokaklarda gece yarılarına kadar dokuz taş, çelik çomak oynardık.

Saklambaç oynadığımızı hatırlarım, ki korkmazdık karanlıkta oynamaktan.

Komşunun evinde güvenle yemek yerdik..

Küçücük kutu gibiydi evlerimiz, bir odada ısınırdık, diğer odalar soğuktu belki ama umutlarımız vardı, sobanın etrafında toplanır büyüklerimizin geçmiş anılarını dinlerdik, üşümezdi içimiz.

Sonra bir şey oldu, cümlelerin yetersiz kaldığı bir şey, ben buna “asimilasyon” diyorum.

Irkların asimilasyona uğramasından korktuğumuz kadar “insanın asimile” edilmesinden korkmadık.

Öncelikle aile ortamında bitti birliktelik.

Evler büyük, sıcak ve aile bireylerinin odalarında kurdukları dünyaları var. Herkes kendi havasında.

Birlikte yapılan kahvaltı, yenilen akşam yemekleri kalmadı.

Ve insan Asimile Olurken

Belki de zamanın ve giderlerin acımasızlığından farklı taraflara savruldu yaşamlarımız.

Peki bunlar olurken neden kaybettik değerlerimizi? Engel olan neydi?

Çok mu zordu, bir tabak yemek göndermek komşumuza? Bir merhaba demeyle ağzımız bükülmezdi değil mi?

Kaldı ki kapı sohbetleri vardı.

Şimdi karşı dairede kim oturuyor bilmiyoruz.

Aç mı, hasta mı, bir şeye ihtiyacı var mı?

Kapı zillerine basıp kaçan çocuklar da yok, bahçeler yok, erik ağaçları yok, uğrunda kafamıza atılan terlikler yok
“olunca yersiniz” diyen amcalar, teyzeler yok artık.

Yitip gidiyoruz aslında, tüm güzellikler teker teker yok oluyor.

Gelecek nesile kavga, beton yığını ve maddiyat bırakıyoruz.

Birlikte her acının üstesinden gelinebileceğini, paylaşmayı, benci değil bizci olmayı öğretmiyoruz.

Bazen farkında olmadan, bazen de bilerek yapıyoruz.

Zamana, teknolojiye yenilmedik, insan olduğumuzu, birbirimize ihtiyacımız olduğunu unuttuk.

Oysa “komşu komşunun külüne muhtaçtır” diye öğretmediler mi bize?
………….
Çocukluğumdan kalan siyah beyaz anılar canlanır bazen hafızamda ve bir ses duyarım.

-Boooozaaaa 🙂
-Hadi kızım aşağı in ve boza al, içelim.
-tamam babacığım.