Laboratuvar

Laboratuvar

Laboratuvar – Türkiye’den uzaklara Güney Amerika kıtasına ve geçmişe bir göz atalım bakalım bugünün ortadoğusuna benzer hikayeler varmıymış?

İspanyol denizciler, 1453 İstanbul’un fethi sonrası Osmanlı’nın tuttuğu Akdeniz sularından farklı yollar ararken.

Ecdadımız sayesinde yeni dünyaları keşfetmek için yola çıkar aç gözlü Avrupalı.

1486 yılında Ceneviz kökenli Kristof Kolomb Kastilya kraliçesi İsabel’i kendi hayaline inandırarak yeterli mali desteği alarak yola çıkar.

Amaç yeni dünyanın zenginliklerine konarken bir yandan da farklı inançlardaki ya da putperest yerlileri Hıristiyanlaştırmaktır.

reklam

Seferinin sonunda Kolomb, 1492’de Yeni Dünya’ya düzenlediği ilk seferde, sırasıyla San Salvador, Küba ve Haiti’ye (Karayibler) çıkar.

Devam eden deniz yolculuklarında bakmışlar koca Guyana, İspanyol’un ardından Hollanda’lı, Portekiz’li, Fransız düşmüş yollara.

Paylaşım savaşları başlayı vermiş zengin yeni dünya topraklarında…

1499 da yeni kıtaya ayak basan İspanyolların ilk işi ayak bastıkları kıtadaki tuhaf görünümlü yerli halkı kendilerince evirmeye çalışmışlar, yola gelmeyen asi, kaba ve yabani yerlilerin icabını bakı vermşler hemen.

Bir zamanlar bu bölgeler ‘’ Guyana ‘’ diye biliniyormuş  anlamı ise suyun toprağı demek.

Sayısız kolları ile Amazon nehrinin beslediği verimli topraklar.

Avcılık ve balıkçılık ile geçinen ‘’Amerİndian ‘’  yerlileri, toprağın asıl sahipleri.

Kıtaya Kuzeydoğu yönünden yani  Atlas okyanusu tarafından bakalım; Kolonileşme döneminin başlaması ile belkide cetvel ile çizilen ilk sınırlar, eski adı ile İspanyol Guyanası  bilinen adı Venezuella’da bugün İspanyolca konuşuluyor.

En kuzey komşu ülkesi  günümüzde adı İngiliz Guyanası olan ülkenin anadili İngilizce.

Bir diğer komşu ülke eski adı ‘’ Portekiz Guyanası’’ bizim  Brezilya diye bildiğimiz ülkede bugün halk Portekizce konuşuyor ve Portekizliler Brezilya’da payların en büyüğünü kapmış, neredeyse tüm Güney Amerika kıtası Brezilya toprağı.

İngiliz Guyanası’nın ve Brezilya’nın komşu ülkesi Hollada Guyanası yani Surinamdır.

Surinam da ise yerli halkın kullandığı dil dışında ana dil Flemenkçe (Hollandaca) devam ediyoruz paylaşım bitmedi.

Surinam’ın komuşu ülkesi Fransız Guyana’sı, halkın ana dili Fransızca.

Bu gibi bölgelerdenden çıkan sporcular özellikle futbolcular için, bazı arkadaşlar bak bak adam nasıl da mükemmel İspanyolca, ingilizce ya da Fransızca konuşuyor derler ya işte tüm mesele burada.

Adriyatikten Çin Seddine varan Osmanlı eğer mecbur kılsaydı Türkçe konuşmayı ele geçirdiği ülkelerde sizce dünyada en çok konuşulan dil hangisi olurdu?

Osmanlı bırak dünyaya Türkçe öğretmeyi kendi bile konuşmamış Türkçeyi !

Kimin aklı ile Osmanlıca saray dili ilan edilmiş bilemem.

Ama adamlar haçlı seferleri ve dünyayı keşif sıralarında iki misyonla yola çıkmışlar ilki gittikleri yerleri hıristiyanlaştırmak ikincisi ise kendi dillerini mecbur kıldırmak.

İşte bu nedenledir ki bu kıtalarda yaşayan insanlar bilmezler kendi ana dillerinin aslında ne olduğunu.

Tüm kıtayı anlatmayacağım, merak etmeyin.

Bu ülkeleri paylaşan her bir ülkenin emperyal ve kapitalist ülkeler olduğunu  hepimiz biliyoruz.

O zamanlar petrolün ne olduğu nasıl kullanılacağı pek bilinmiyor. Laboratuvar

Buralara gelen ‘’ beyaz adam ‘’şeker kamışını keşfediyor ,onun yanı sıra kakao, el değmemiş ormanlar, ağaç ve bitki türleri.

Karın doyuran pirinç ve kraliyet ailelerinin gözünü doyuran altını keşfediyorlar koca kıtada.

Var olan yerli halkın çoğunu öldürdükleri için Afrikadan gemilerle köle ticaretine başlıyorlar çünkü şeker kamışı demek bugünün petrolü demek .

O zamanın borsası işe şeker borsası  herşeyin değeri  şeker üzerinden hesaplanıyor.

Bu yüzden daha çok iş gücü için daha çok insan gerek !

Afrikadan getirilen köleler yetmiyor tabi Çin, Endonezya ve Hindistan’dan  gemilerle daha çok insan gücü taşınıyor kıtaya.

Böylece etnik ve dini farklılıklar gözeten birçok topluluk bir arada yaşamak zorunda kalıyor.

Asırlarca beyaz adam bu  ülkelerin zenginliklerini sömürüyor.

Herbiri sömürü ülkesi olan ülkelere sonraki yıllarda özgürlükleri verilir ama ne özgürlük ipler gene İngiliz’in, Fransız’ın ya da Hollanda’lının elindedir.

Uzun yıllar etnik ve dini kavgalar ile halklar birbirine düşer, kabile inançlarına sahip olan halklar yavaş yavaş hıristiyanlaştırılır ve ülkenin tüm zenginlikleri bu ülkelerin işbirlikçileri aracılığı ile sömürü devletlere peşkeş çekilir.

Kendini özgür sanan bu ülkeler hala birer sömürü devletidir ve batılı efendileri nasıl isterse öyle yaşarlar…

Özgür ülkeler ne zaman büyümeye ve halkı için iyi işler yapmayı hedefleyen hükümetleri iş başına getirirse, aniden ülkelerde ekonomik istikrarsızlık, iç isyanlar, etnik ve dini çatışmlar başlar ardından askeri darbeler ile hükümetler devrilir ve yerine AB-D ile uyumlu işbirlikçiler başa geçirilir.

Birkaç örnek verelim; 31 Mart 1964 Brezilya askeri darbesi, aslında Küba devriminin etkilerinin Brezilya’ya sıçramasından korkan ABD elini çabuk tutar.

11 Eylül 1973, Şili’de Salvador Allende hükûmetinin devrilmesi ve Allende’nin öldürülmesiyle sonuçlanan darbedeki ABD ve CIA etkisi artık sır değil.

Askeri darbelerin ülkesi Arjantin ise en kanlı ve derin darbe ile  1976 -1983 tarihlerinde yüz yüze geldi.

1980 de Surinamda askeri darbe ile yüzleşir.

2002’de Venezuela’da oy çokluğu ile seçilmiş olan Hugo Chavez’e karşı ABD destekli bir darbe yapıldı.

Bir zamanlar CIA ‘nın en büyük laboratuvarı Güney Amerika ülkeleri idi, liberal ekonomiler ve özelleştirme politikalarının ilk laboratuvarları.

Binlerce ölü , kayıp ve kimliksizleştirilen insanların şok doktirinleri ile derdest edildiği ülkeler.

Acı, kan ve gözyaşı dünya üzerinde hiç eksik olmayacak, taki ulu önderimiz Atatürk gibi bir lider çıkıp tarih sahnesinde yerini alana kadar.

Ülkelerin gerçek anlamda barış ve özgürlüklere sahip olabilme ihtimallerinin en birinci yolu ise iktisadi bağımsızlıktır.

İMF ve dünya bankasına borçlu olmak demek eskinin sömürü ülkesisin demektir açık ve seçik olarak.

Demokrasi oyunları ile günümüzün laboratuvarı Ortadoğudur artık.

Bu laboratuvarda bir denek olmak istemiyorsak mutlaka ama mutlaka tarihi çok iyi okuyup bugünün şifrelerini çözmeliyiz.

Meltem Karakoyun

Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı. Hukuk ve Adalete güvenen, 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan. Aydınlık, güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.