Aydınlanma Çağının Altın Çocukları

Aydınlanma Çağının Altın Çocukları

Aydınlanma Çağının Altın Çocukları Köy Enstitüleri hakkında çok yazı yazıldı.

19 yıllık (1935-1954) yaşamını “Cumhuriyet Sonrası Aydınlanma Çağı” diye nitelendirebileceğimiz bu dönem, gerçekten dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kalkınma hamlesidir.

O dönemde, halkın %80 ininin köylerde yaşadığını düşünürsek, köylere yönelik bu projenin ne kadar gerçekçi bir proje olduğunu daha iyi anlaşılır.

Esasında, Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü millettin efendisidir” sözünün hayata geçirilmesi sürecidir Köy Enstitüleri…

 

*  *  *

 

Evet, gerçekten kısıtlı kaynaklara rağmen, bir ülkü etrafında toplanmış köy kökenli gençlerin, eğitimden ziraata, sağlıktan marangozluğa kadar uzanan bir yelpazede verdiği bir aydınlanma mücadelesidir Köy Enstitüleri…

Okullarını kendileri yapmışlar, aşı yapmayı, ağaçların aşılanmasını ve budanma zamanlarını, müzik aleti çalmayı öğrenmişler…

 

Osmanlı’nın kendi zevkini ve sefasını sürerken kaderine terk ettiği Türk köylüsünün, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yaşadığı tam bir aydınlanma çağı…

Aydınlanma diyorum, çünkü Köy Enstitüleri yukarda sözünü ettiğim alanların dışında, yarattığı “köy kökenli aydın kuşağı” ile ülkemizin kültür ve edebiyat yaşamına da damgasını vurmuş, hatta inanın abartmıyorum,  dünya edebiyatına da damgasını vurmuş bir dönemdir.

 

Peki, bu kuşak nasıl yaratıldı? Aydınlanma Çağının Altın Çocukları

Bunu anlamak için “Köy Enstitüleri Öğretim Programı’nda Türkçe öğretimine ilişkin verilen önerilere bir göz atmak yeterlidir (B. Sadık Albayrak’ın www.gerçekedebiyat. com sitesinde 28 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanan yazısından alıntılanmıştır):

 

“Amaç: Okumada yazmada ve konuşmada güzellikten çok doğruluk aranmalıdır; esasen güzelliğin ilk şartı doğruluktur; bunu temin etmek sanatkâr yetiştirmenin de emin yoludur. (…) Hiçbir ders Türkçe dersi kadar zevk, şahsiyet ve ahlâk eğitimine elverişli değildir.”

 

Şimdi buraya küçük bir not düşmem gerek:

Ta 1930’lu yıllarda kültürlü ve aydın bir köylü toplumu yaratmanın sırrını keşfetmiş, uygulamaya koymuş ve de başarmış olan genç Cumhuriyet’in yöneticilerine karşın…

2016 yılında bir cenaze töreninde imamın biri “Bizi okumuşların şerrinden koru” diye dua edebiliyor…

Açıkça bilimden, kültürden, sanattan korkun diyor, korkuyorum diyor…

Ve bunu 100 yıl önce falan değil, şimdi söylüyor…

Son dönemlerde yaşamakta olduğumuz çürümüşlüğün sembolü olan bu imamdan utanç duyduğumu vurgulamak istedim…

 

*  *  *

Önce Yaşar Nabi Nayır’dan (1908-1981) kısaca söz edip sonra “köy kökenli aydın kuşağı”na geri döneceğim.

Asıl mesleği öğretmenlik olan ve Yedi Meşale Topluluğu’nun kurucularından olan Nayır’ın Türk edebiyatına yaptığı hizmet, 1933 yılında çıkarmaya başladığı “Varlık Dergisi” ile başlar.

PEN Yazarlar Derneğinin başkanlığını da yapmış olan Nayır, 1946 yılında kurduğu “Varlık Yayınevi” ile kendi yazdığı şiirler, öyküler ve denemelerin yanında edebiyat yaşamımıza yüzlerce dünya klasiği kazandırmıştır…

 

Yaşar Nabi Nayır’da neden söz ettim?

Çocukluğumdan beri her ay evimize giren Varlık Dergisi’nin yanında, Çehov’dan, Puşkin’e, Gogol’a, İstirati’ye Dostoyevski’ye, Flaubert’e kadar birçok dünya klasiğini yayınlamış olması mı?

Evet, bu da var ama asıl neden yazımızın konusuyla yakından ilgili…

Köy Enstitülerinden mezun olan ve daha sonra edebiyat dünyamıza altın harflerle yazılan hemen tüm sanatçıların birçok eserinin Varlık Yayınları tarafından basılmış olması.

Aksi halde, köylerden gelip Köy Enstitülerinde yetişen gençlerin ne denli büyük birer edebiyatçı olduklarını nasıl anlayacaktık? “köy kökenli aydın’larımızı nasıl tanıyacaktık, dünya nasıl tanıyacaktı?

*  *  *

 

1954 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Ernest Hemingway’in uçağının İstanbul’a zorunlu iniş yaptığı gün, uçaktan iner inmez yazarın ilk sorduğu, tanışmak istediği kişi kim biliyor musunuz?

Mahmut Makal… Peki, kimdir bu Mahmut Makal? Tanıyalım…

 

Mahmut Makal, 1947’de Konya Ereğlisi İvriz Köy Enstitüsünü bitirdi.

6 yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsünden mezun oldu.

1945’te “Türk’e Doğru” ve 1946’da “Köy Enstitüsü” dergilerine şiirler yazdı.

Daha sonra Varlık Dergisi’nde “Köy Notları” yayınlandı. 1947-49 yıllarında öğretmenlik yaptığı köylerdeki gözlemlerini yalın bir dille anlattığı “Bizim Köy” 1950’de yayınlandı ve büyük yankı uyandırdı.

Bu kitap nedeniyle tutuklandı ve kısa bir süre hapis yattı.

1950 sonrası kitapları ve düşünceleri yüzünden mahkemelerde yargılandı.

Eserlerinden bazıları Almanca, Rusça, İtalyanca, Bulgarca, Romence, ve İbranice gibi çeşitli dillere çevrildi.

1972’de Venedik Üniversitesi’ne Türk dili ve edebiyatı derslerdi verdi.

Makal 1967’de Unesco tarafından dünya gençliğine örnek insan olarak seçildi.  

 *  *  *

“Köy edebiyatı hareketi” nden söz açılınca sevgili Fakir Baykurt’tan söz etmeden olmaz…

Köy kökenli bir ailenin çocuğu olan Fakir Baykurt, 1948’de Gönen Köy Enstitüsünü bitirdi.

5 yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra 1955’de Gazi Eğitim Enstitüsünden mezun oldu.

İlk romanı “Yılanların Öcü” nün yayınlanmasından sonra Bakanlık emrine alındı.

1962’de ABD Indiana Üniversitesinde ders araçları konusunda eğitim gördü.

Yazmaya şiirle başlayan Baykurt, 1950’den sonra öykü ve romana yöneldi.

Romanlarında Türkiye’deki köylü yaşamını halkçı ve devrimci bir bakış açısıyla ele aldı.

Köylünün bilinci ve bilinçaltındaki istekleri, tepkileri, çelişkileri yansıttı.

Fakir Baykurt’un en ünlü eseri Yılanların Öcü‘dür.

Beyaz perdeye de aktarılan bu eser daha sonra yazarın kaleme aldığı Irazca’nın DirliğiKara Ahmet Destanı adlı romanlarla “Irazca Üçlemesi” ni oluşturmuştur.

*  *  *

Son olarak “köy edebiyatı hareketi“nin önemli isimlerinden biri olan ve kendisiyle öğrencilik yıllarımda tanışma onuruna eriştiğim Adnan Binyazar’dan söz etmek istiyorum.

 

Adnan Binyazar,  Dicle Köy Enstitüsü’nü ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdikten sonra eğitimci yetiştiren çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.

Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı’na getirildi, bu görevi sırasında Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yürüttü.

1981 yılında yurtdışına çıkarak Almanya, İsveç ve İsviçre’de Türkçe eğitim konusunda çalışmalar yaptı.

Toplumların ulusal kültürlerini yaşatması ve geliştirmesinin gerekliliğine inanan Binyazar’ın Türk toplumunun kültürel değerlerini öne çıkartan birçok deneme, eleştiri, inceleme ve araştırma kitabı var…

 

*  *  *

Burada Köy Enstitüsü mezunu olan ve birçok eser veren dönemin yazarlarını anmadan geçmek olmaz.

Talip Apaydın, Dursun Akçam, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet, Behzat Ay, Ali Yüce, Kemal Burkay.

Türk Ulusu’nun bağrından çıkan bu yazarlarımızı saygıyla selamlıyorum…

 *  *  *

Görüldüğü gibi, yukarda örneklerini verdiğim isimler köyde doğmuş, Köy Enstitüleri’nde eğitim görmüş ve sonuçta dünya çapında eserler veren birer edebiyatçı olmuşlardır.

Aydınlanma Çağı derken kastettiğim işte budur.

Bunlar genç cumhuriyetin “ALTIN ÇOCUKLARI”dır…

Günümüzde yaratılmaya çalışılan “altın nesil” ise bilim olarak sunduğu “sülükle vajina tedavisi, “dua ile kanser tedavisi”, “ledli ekmek dolabı” gibi safsatadan öte bir anlam taşımayan projelerle dünya literatürüne kara bir leke olarak çoktan girmiştir…

 

Bir aydınlanma çağı vardır, bir de karanlık çağı…

Ama insanlık tarihinde aydınlık çağlar daima karanlık çağları ezip geçmiş, onları utançları ile birlikte çöplüğüne göndermiştir.

Köy Enstitüleri, vatan sevgisi ile tutuşanların gerçekçi hayallerini gerçekleştirdiği bir efsanedir.

Onlar biliyorlardı ki, hayaller gerçekleri kovalar, gerçekler hayalleri değil…

Aydınlık günlere…

Ertuğrul Filizay

2 YORUMLAR

  1. Keşke köy enstitüleri bu günlere kadar gelebilseydi Türkiyenin yaşadığı Atatürk’ten sonra ikinci en büyük kayıp, tebrikler elinize sağlık …

Comments are closed.