Bilimde ve Sanatta Çoğalmak

Bilimde ve Sanatta Çoğalmak

Bilimde ve Sanatta Çoğalmak

  • Ensar Vakfı’nda 45 erkek öğrenciye tecavüz… “Bir kereden bir şey olmaz” diyen bir bakan… Yayın yasağı… İnternet’e kısıtlama…
  • 15 Temmuz darbe girişimi… Yayın yasağı yok… İnternet’e kısıtlama yok…
  • Darbe yapmadan önce, darbeciler için bastırılan (üzerinde ATATÜRK resmi olmayan) hatıra paranın, bu kez darbeyi önleyenler için bastırılması…
  • 9 aylık bebeğe, damacanaya, kediye, engelli kıza tecavüz… Şort giydi diye tekmelenen kadınlar… Zanlılar mutlaka akıl hastası ve serbest…
  • Devletin bilinçli bir şekilde yönlendirdiği kızlar yurdunda yangın… Yanarak can veren genç kızlar… Hatalı yok… Sorumlu yok… İstifa yok… “Yanarak can verenler şehittir” diye ailelere verilen sözde şehitlik mertebesi… Yayın yasağı… İnternet’e kısıtlama…
  • “Bir yaşındaki bebekle evlenmek caizdir” fetvaları veren pedofillerin kol gezdiği ve hiçbir işlem yapılmayan bir ülke…
  • Basın özgürlüğüne balyoz gibi inen darbeler.

  • Bir cahilin, 16. YY’da yaşamış olan Galileo’nun daha gerisinde, tıpkı bir engizisyon mensubu gibi “Dünya yuvarlak değil, düzdür” diyebilmesi…
  • Bir oraya bir buraya yalpalayan bir dış politika… Günü gününe uymayan çelişkili beyanlar… Kaybedilen adalarımız…
  • Köprü, yol, vs. inşaatları için yapılan akıl almaz sözleşmeler… Ülke çıkarları için alındığı iddia edilen saatler, rüşvetler…
  • Ekonominin dibe vurması… İşsizliğin rekor kırması… Satılan onca varlıklar… Zamlar, zamlar… Ardı ardına acımasız zamlar…
  • TL’de 6 sıfır atılmadan önce, maaşların 40-50 milyar olmasından söz etmeksizin, tuvaletlerin 1 milyon TL’den 1 TL’ye düşmesinin bir başarı öyküsü gibi sunulması…
  • Projesindeki detaya göre çıkarılan orman yangınları… Yakalanan failin mutlaka akli dengesi bozuk olması ve serbest bırakılması… Ama ertesi yıl orman yangının olduğu yerde yükselen villalar, turistik tesisler…
  • Yüksek yargı mensuplarının çay toplama partileri… Danıştay başkanının cübbesinde düğme araması…
  • Her türlü denetimden uzak bir Varlık Fonu… Sayıştay’ın “Saymayıştay” haline gelmesi…
  • Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün heykellerine yapılan saldırılar… Muhterem annesine canlı yayında edilen küfürler…
  • Hakkını aramak için açlık grevi yapanların tutuklanması… Bunu protesto edenlerin tartaklanması, kolunun kırılması…
  • Eğitim sisteminin milli olmaktan çıkartılıp din eğitimine dönüştürülmesi. Her geçen gün bilimden, sanattan uzaklaşmak… İmam Hatip’lere kayıt yaptıracaklara burs verilmesi vaadi… Cemaatlerin, tarikatların çığ gibi çoğalması… Laikliğin ayaklar altına alınması…
  • Tüketildikçe tüketilen bir ülke… İçinden her gün bir parça insanlığın koparıldığı bir ülke… Gittikçe tüketilen onurlu yaşam… Her gün adeta yeni bir bilim kurgu filmi yaşıyoruz… Ülke cinnet geçiriyor… Ve bu ortamda kaçınılmaz olarak tiyatro, edebiyat, müzik, resim, heykel… Kısaca sanatın tüm dallarına ilgi azaldı. Hâlbuki bir toplumu toplum yapan, o toplumun sanata gösterdiği ilginin yoğunluğu…

(Burada söz etmeden geçemeyeceğim: İşim gereği çokça gittiğim İsviçre’nin sadece 20 bin nüfuslu Luzern kasabasında:

  • 200 yıllık bir geçmişe sahip olan Luzern Senfoni Orkestrası
  • Luzern Sanat Müzesi (9 ayrı müze daha var)
  • Luzern Kültür ve Kongre Merkezi bulunmakta

Ayrıca yılın her döneminde değişik sanat etkinlikleri düzenlenmekte…)

* * *

Bilimde ve Sanatta Çoğalmak

Paralel bir evrende yaşadığımızı hissettiren adeta bilim kurgusal bu olaylara karşı, siyasi parti gözetmeksizin tüm çağdaş bileşenler sosyal medyada gerekli tepkiyi koymakta.

(Bu noktada hasta ruhlu, bukalemun kılıklı, ne idüğü belirsiz türedi sosyal medya soytarılarını hariç tutmak gerek!)

Ancak sosyal medyadaki bu sağlam duruş yeterli mi?

Bana sorarsanız gerekli ama yeterli değil.

Tüm gerici yobazlara inat, sanatın her dalına daha çok sarılmalı, daha çok okumalı, daha çok film izlemeli, daha çok konsere, tiyatroya, sergiye gitmeliyiz.

Hatta giderken yanımıza, çocuğumuzu, komşumuzu, akrabamızı, arkadaşlarımızı almalıyız. Kısaca ÇOĞALMALIYIZ…

Gerici yobazlara karşı verilecek savaşın en önemli silahının bilim ve sanat olduğuna inanıyorum.

Çünkü bilim keşfetmektir, insanlığa yeni bir şey sunmaktır…

Bilim şüphe götürmez, yargılamaz; ortaya koyar, pozitiftir… İnsanlığa bir şeyler katar…

Hep ileri, daima ileri gitmektir bilim…

Sanat ise özgürlüktür, özgür düşünmektir, yaratıcılıktır… Rüzgâra “merhaba” diyebilmektir.

Yağmurdan esinlenmek, karda coşmaktır. Yeni doğum yapmış taze bir annenin sevincidir…

İlk adımını atan bir yaşındaki bebeğin yüzündeki ifadedir… Bir ergenin ilk deneyiminde duyduğu heyecandır…

Seksenli yaşlardaki iki saygıdeğer yaşlı karı-kocanın el ele yürümesidir ormanda…

Sanat hüzündür, coşkudur, başkaldırmadır… Sanat yaşamaktır… Yaşadığını hissetmektir.

Çığlık atmaktır, bir çeşit direnmektir sanat…

Ne diyor daha 20.ci yüzyılın başlarında 21.ci yüzyılı öngörebilen, gelmiş geçmiş en büyük dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk:

“Hayatta En Hakiki mürşit ilimdir, fendir”

Ve

“Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir”

Bilime inançlı… Sanata âşık bir toplum özlemiyle…

Atatürk’le kalın…

Ertuğrul Filizay